YEGAN SASIK

Yegan SASIK’ ın Yazıları

  • ÇOCUKLARIN VELİLERİNDEN, ÖĞRETMENLERİN 10 TALEBİ

    IMG_7998

    Yeni bir eğitimcisiniz ve velileriniz ile iletişimi sürdürmek, sınıfta onlarca öğrenci ile olmaktan çok daha zorlu mu geliyor?

    Aslında haklısınız, öğrenciler ile iyi bir iletişim kurmak ve sürdürmek çok daha kolay.  Zamanla bu süreci de kolaylıkla yönetmeye başlayacak, ‘zor’ olduğunu düşündüğünüz velilerin aslında ne kadar ‘tedirgin’ ve yardımınıza ihtiyaç duyan kişiler olduğunu anlayacak ve böylelikle çok daha kapsayıcı, sınırlı ve dolayısı ile dizginleri ele almış bir vaziyette akademik yılı tamamlıyor olacaksınız.

    Ancak unutmamak gerekir ki, ev-aile desteği bir öğrenciyi kazanmanın ön koşuludur.  Bu sebepledir ki, senenin ilk toplantısında özellikle ailelerin size nasıl yardımcı olabileceklerine dair beklenti ve önerilerinizi; hitap ettiğiniz veli profiline uygun bir dil ile paylaşmanız işlerinizi kolaylaştıracaktır.

    Şu alanlara dair destek talebinde bulunabilirsiniz velilerinizden:

    1. Öğrenme sürecine dahil olun.
    2. Öğrenmeye katkı sağlayacak kaynakları çocuklarınız ile paylaşın, onlara sunun-sağlayın.
    3. İyi bir model olun.
    4. Okulda, ellerinden gelenin en iyisini yapmaları adına onları yüreklendirin.
    5. Eğitim hayatına değer verdiğinizi çocuğunuza hissettirin.
    6. Sosyal yaşam ile okul yaşantısının dengesini sağlayın.
    7. Okul ve/veya sınıf içi kural ve hedefleri destekleyin.
    8. Olumlu yönde pekiştirici olun. Cezadan uzak durun.
    9. Bir problem olduğunu düşünüyorsanız ya da başa çıkamadığınız bir durum var ise gecikmeden eğitimciniz ile irtibata geçin.
    10. Ebeveyn olarak sorumluklarınızı bilin ve yerine getirin.

    Unutmayın ki yukarıda verilen örnek konular, sizin ihtiyaçlarınıza göre şekillenmelidir.

    Veli toplantılarında da, tıpkı minicik öğrencilerinize ders anlatırken ki güven, sükunet ve şefkat ile konuşmanızı gerçekleştirdiğinizde velilerinizde size güvenecek, anlamaya ve taleplerinizi yerine getirmeye çalışacaklardır.  Kaygı bulaşıcıdır unutmayın.

    Son olarak yukarıda örneklendirilmiş ya da sizin yeniden yapılandırmış olduğunuz taleplerinizi aileler ile paylaşırken mutlaka ve mutlaka ( veli profiliniz fark etmeksizin), cümlelerin içini açın ve örneklendirin.  Demek istediklerinizi,  doğru aktarıp aktaramadığınızı toplantı sonlarında mutlaka teyid edin.

    Başarılar…

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

    Paylaş
  • İLKÖĞRETİMDE EN SIK KULLANILAN ÖĞRETİM TEKNİKLERİ

    IMG_0018


    Eğitimciler, ilkokul sıralarında oturan öğrencilere ders anlatır, yeni bilgiler edindirmeye çalışır iken en uygun eğitim metodunu kullanmalıdırlar.  Çünkü bu yıllarda öğrenilen yeni bilgilerin haricinde asıl hedef, öğrencilere öğrenmeyi sevdirmektir.  Öğrenmeyi sevdirmenin yolu da eğitimcinin seçtiği öğretim-anlatım metodu ile yakından ilişkilidir.

    İlköğretimde görev alan öğretmenler, ortaokul veya liseden çok daha farklı bir sistem içerisindedirler. Bu yıllarda çocukların bireysel farklılıkları çok daha fazla önem taşımaktadır.  Dolayısı ile eğitimciler öğrencilerin din, dil, ırk gibi farklılıklarını bilmeli ve ancak bir bütünlük içerisinde, sınıfın birlik ve düzenini oluşturmaya gayret etmeli, her birinin hassasiyetini göz önünde bulundurmalı ve en önemlisi öğrencilerin ‘nasıl’ daha hızlı ve kolay öğrendiklerini anlamaya özen göstermelidir.

    Öğretmenler birçok farlı özellikteki öğrenciye en etkili eğitimi verebilmek için sınıf içerisinde birçok etkililiği kanıtlanmış, farklı metodu kullanabilirler.  Daha doğrusu kimi gerekli durumlarda bu metodları entegre ederek, kimi durumlarda da; ihtiyaç doğrultusunda en işlevsel olanını seçerek ders anlatımına devam etmek öğrencilerin öğrenme sürecini hızlandırmaktadır.

    Sıklıkla kullanılan eğitim metodlarına birkaç örnek:

    • Görsel Örnekleme: Yapılan araştırmalar göstermekteki, kişiler yeni bilgi edinim aşamasında, sadece dinlemek yerine görsel olarak açıklamalara da tabi olduklarında, öğrenmenin kalıcılığı artmaktadır.  Teknoloji ürünlerinin ya da yazarak-çizerek-modelleyerek öğretimin desteklenmesinin öneminin yanı sıra, eğitimcinin yeni bilgiye dair bol örnek sergilemesinin de, öğrencinin daha kısa zamanda bireysellik kazanmasına katkısı büyüktür.
    • Uygulamalı Etkinlikler/Alıştırmalar: Özellikle ilkokul yıllarındaki, akademik öğrenme ile yeni tanışan ve soyut düşünme becerileri hala gelişim aşamasında olan öğrenciler için oldukça önemli olan bir unsurdur  ‘uygulama’.  Bu yaş grubundaki öğrencilere yeni bir bilgiye dair sadece anlatımda bulunduğunuzda kavramaları zor olacaktır.  Birkaç örnek sonrasında, öğrencilerin bireysel olarak örneklemeler yapmalarına teşvik etmeniz ve bu tekrarı uzun süre devam ettirmeniz, öğrenmeyi hızlandıracak ve kalıcılaştıracaktır.
    • Geleneksel Yöntem: Standart öğretim tekniğinde, öğretmen bir yol gösterici olarak yeni bilgiler ve bu bilgilerin doğruluklarına dair açıklamaları öğrencilere sözel olarak iletir.  Bu süreçte öğrenciler, eğitimciyi dinlemek ve gerekli notları almak ile yükümlüdürler.  Bu yöntem çoğunlukla öğrencilere zor ve sıkıcı gelmektedir.  Ancak bu yöntemin sınavlara dair yararlılığı oldukça yüksektir.  Çünkü bu yöntem, öğrencilere ana fikri bulma, organize olma, takip edebilme, odaklanabilme, hızlı düşünebilme ve bir anda birden fazla görev üstlenebilmeye dair beceri kazanımlarında fayda sağlamaktadır.

    Bu yöntemde en çok görsel öğrenme hızı yüksek olan öğrenciler güçlük çekebilmektedir.  Bu gibi özel durumlarda eğitimciler gerekli desteği sağlamalıdırlar.

    • Grup Çalışmaları: Kimi derslerde ve çalışmalarda eğitimciler, öğrencileri bir grup olarak ya da bir partner ile çalışmaya teşvik edebilirler. Grup çalışmaları problem çözme, iletişim becerileri ve interaktif öğrenmeye dair yarar sağlamaktadır.  Ayrıca bu yöntem sayesinde öğrenciler işbirliği içerisinde daha kuvvetli oldukları alanlarda arkadaşlarına yardım edip, yardıma ihtiyaç duydukları alanda ise yardım talep edebilme fırsatı edinmektedirler.  Grup çalışmalarının sonunda, öğrencilere çalışma süreçleri, paylaşımları ve çalışma sonuçları ile ilgili sınıf içerisinde kısa sunum fırsatları sağlanmalıdır.
    • Bireysel Çalışmalar: Bu yönetmede eğitimci öğrencileri asgari düzeyde yönerge ile çalışmalarını tek başlarına tamamlamaları adına teşvik eder.  Bireysel çalışma öğrencilerin öz denetim, öz güven ve stratejik düşünme gibi becerilerinin gelişmesine katkı sağlar.

    Bu çalışmalar özellikle ileriki okul yılları için önemli yatırımlardır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • ALIŞVERİŞİN VE PAHALI OLMANIN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ

    140460957

    Alışveriş, satın alma ve sahip olmayı arzuladığımız ürünlere dair bu işin uzmanlarının uyguladığı stratejiler üzerinde uzun uzadıya konuşulup, yazılabilecek konular.

    Günümüzde tüketim alışkanlığı almış başını gidiyor.  Aylık kazançtan kat be kat fazla meblağlarda satın alınan ürünler, gelen kredi kartı dokümanları da cabası.  Peki sorun sadece az kazanıp çok harcamakta mı yoksa çok kazansa da çok harcamak bir problem mi?  Ya da herhangi beğendiğimiz bir ürünün aynı özelliklerde fakat daha uygun fiyatta olanı varken neden daha pahalı olanını seçiyor ya da ona sahip olmayı arzuluyoruz?

    Önce alışveriş ile ilgili kendini durduramama, ihtiyaç olunmadan kontrolsüzce satın alma davranışına değinecek olursak, bu durum psikoloji literatüründe ilk olarak ‘oniomania’ olarak tanım bulmuş, sonrasında ‘kompulsif alışveriş’ şeklinde ele alınmıştır.  Kompulsif alışveriş tanımında kasıt kişinin satın alma davranışını durduramaması,  bireysel çıkarlarını gözetmeksizin bu davranışı sergiliyor oluşudur.

    Bu davranışı sergileyen bireyler sıklıkla bu durumu ruhsal bir sıkıntı olarak görmektense finansal bir sorun olarak ele almakta, dolayısı ile bir ruh sağlığı uzmanından destek talep etmektense, bir bankacı ya da finans uzmanına yönelmektedirler.

    Bireylerde kompulsif satın alma davranışı çoğunlukla tek başına değil, bir başka ruhsal sıkıntı ile görülmektedir.  Depresif, yüksek kaygı yaşanan dönemlerde görülme sıklığı daha yüksektir.  Ancak burada bireylerin kişilik yapılanmaları farklılık yaratmaktadır.  Elbette kaygı ve depresyon belirtileri gösteren herkes aynı davranışları (kompulsif satın alma vb) sergilememektedir.  Kişilik yapılanmalarının da etkisi ile depresyon ve/veya kaygı yaşayan bu kimseler alış veriş davranışı ile streslerinin azaldığını düşünebilir-hissedebilirler.  Tıpkı kimi kişilerin sıkıntılı dönemlerinde daha çok yemek yiyor oluşu gibi.

    Bu gibi kişiler, bu gibi dönemlerde alışveriş merkezlerinde uzun saatler geçirir, ihtiyaçları olmayan birçok yeni ürün satın alır, bütçelerini zorlar ve mali sıkıntı içine girerler.  Kişiler davranışlarının mantıksız olduğunu bilir ancak kendilerini engelleyemezler.

    Bu gibi süreçlere dair; kişinin ‘sahip olma arzusu’ nun kaygıları ve üzüntüleri nasıl ve neden azalttığı ile ilgili birçok şey söylenebilir.  Ancak herkes için çözümleme elbette farklı olacaktır.  Dolayısı ile bu gibi dönemlerde bir ruh sağlığı uzmanından destek alınması en sağlıklı ve işlevsel çözümdür.

    Gelelim ‘pahalı olanın’ çekiciliğine.

    Kaliteli olduğu, özellikleri ve dayanıklı oluşu gibi işlevsel cevaplar bir yana neden satın alanlar olarak pahalı olana sahip olma arzusu çoğunlukla ağır basıyor?

    Sonuçta alışveriş yaparken her bir ürün için ayrıntılı karşılaştırma analizi yapmıyor ve istemiyoruz değil mi?

    Peki o halde işlevselliklerinin haricinde, aynı özellikte olsalar dahi neden pahalı olan daha çekici buluyoruz?

    • Elbette pazarlama dehalarının etkisi altında olmamız birinci neden.
    • Pazarlama dehalarının sunduğu ürünü değil, o ürünün bize sağlayacağını düşündüğümüz prestij ve statü.
    • Diğerlerine benzeme arzusu.

    Alışveriş davranışımız ve sahip olma arzularımız bizlere maddi-manevi zarar vermediği müddetçe, herhangi bir problem teşkil etmeyen, çağın getirisi olan sistem ve insani duygulardır.  Ancak mali yönden güçlük yaşanıyor ve alınan her şeye rağmen kişideki huzursuzluk hissi yok olmuyorsa, daha doğrusu kişi alışverişi bu huzursuzluğu yok etmek amacı ile gerçekleştiriyorsa profesyonel destek alınması en doğru karar olacaktır.

     

     

                                                                                                                                                                 Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

                                                                                                                                                                                                      Uzman Psikolog: Yegan SASIK

  • ÇOCUK İŞÇİ OLMAK

    cocuk3

    Erken Yaşta Para Kazanma Deneyimi ile Çocuk İşçi Olmak Arasındaki Fark;

    Günümüzde birçok alanda gözlediğimiz değişimler, yükselen çalışma standartları ve gelişen teknolojiye rağmen hala insan haklarına aykırı çalışma koşulları ile ne yazık ki karşılaşılmakta.  Uygunsuz çalışma koşulları, haksız kazanç ve bunun gibi olumsuzlukların başında en dikkat çekici olanı çocuk işçiler…

    Uluslararası belgeler,  çocuğun tanımında  yaşı ölçüt alırlar. Çocuk hakları ve çocukların korunmasına ilişkin önlemler 18 yaşından küçükleri kapsamaktadır.

    Çocuk işçi yasalar veya gelenekler açısından belirlenmiş bir yaşın altında çocukları ifade eder. Bu uygulama birçok ülke ve uluslararası yapı tarafından insani sömürü olarak kabul edilmektedir.

    Uygun olmayan yaşlarda, uygun olmayan koşullar altındaki çalışma hayatı çocukların fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkilemekte, eğitimlerini engellemektedir.

    Her koşulda çocukların çalışma hayatında olmaları zarar verici nitelikte değildir.  Kimi toplumlarda, iş sahibi olunması(çıraklık, baba mesleği-el işçiliği gibi) ya da birçok önemli değerin ( emeğin önemi, para kazanmanın- çalışmanın değeri, sorumluluk bilinci, vb) erken yaşta kazanımı amacı ile çocuklar çalışma hayatına erken yaşta dahil olabilmektedirler.  Çocuklar bu şekilde kendileri ile gurur duymaya bile başlayabilirler.

    Sanırım çocukların erken yaşta çalışma hayatında yer almalarının faydaları ile ‘çocuk işçi’ sınıflandırılması arasındaki ince çizgi, çocukların yakın çevresindekilerin niyetinde gizli.  Bir çocuk eğitim-öğretim döneminde okula devam ediyor, aile ortamında sakınılıyor, birinci derece yakınları tarafından ihtiyaçları karşılanıyor ise, sorumluluk kazanması, zamanını iyi değerlendirmesi ve belki ileriki yıllarda ekmeğini kazanacağı mesleğe dair fikir edinmesi amacı ile okul dönemi haricinde, çocuğu fiziksel ve ruhsal olarak zorlamayacak ve yormayacak küçük deneyimler edinebilir.  Ancak ne zamanki aile, çocuğun erişkinliğine vakit var iken, aileye maddi katkı sağlaması amacı ile çocuklarının ‘boyundan büyük işler’ de çalışmasına göz yummaya başlıyor ve işverenler de daha az maliyet adına bu küçük çocukları çalıştırmaya başlıyorlar ise orada çocuk ihmal ve istismarından söz etmeye başlanır.

    Meslek kazanımları ve akademik yaşantılarındaki başarılar haricinde, bugünün çocukları yarının yetişkinlerinin,  hem para ve para yönetimine dair farkındalıkları, bu konulara dair bilinçli oluşları hem de güvenli bireysel gelecekleri için önem taşımakta.  Dolayısı ile anne babaların, çocukları para ve çalışma hayatından soğutmadan, onları kırıp yormadan bu sürece, emeğin ve çalışmanın sonundaki kazancın değerine dair bilgilendirmeleri gerekmektedir.

    Her ailenin kendi koşulları çerçevesinde, çocuklarını minik ev işlerine dahil etmeleri, onlara görevler vermeleri sağlıklı ve yumuşak bir başlangıç olacaktır.  Yaşantınız içerisine sorumluluklar, kazançlar gibi sohbet başlıklarını eklemeniz ile birlikte çocuklar para ve değeri hakkında zorlanmadan, hayatın akışında kulak dolgunluğuna ulaşmaya başlayacaklardır.  Eğer ki yakın çevrenizde uygun koşullar var ise ve çocuğunuz da istememeye dair aşırı tepki vermiyor ise, belki yaz aylarında belirli bir dönem çalışmasını sağlayabilirsiniz.  Unutmayın burada kazanılmasını amaçladıklarımız sadece gerekli saatte uyanmak, ön görülen süre boyunca emek sarf etmek ve bunun gibi ufak sorumluluklardır.  Kişisel tavsiyem bu süreç çocuklara mesleği tanıması adına bir avantaj olarak ya da mutlaka somut bir bedel ödenmek isteniyor ise de çocuğa sevdiği bir sanatçının konser bileti gibi bir armağan sunulmalıdır.  Sunulanın ‘armağan’ olduğu, ‘ödül’ olmadığı önemli bir ayrıntıdır.

    Para kazanmak ve parayı yönetebilmek mühim beceriler, ancak çocuklar ile hareket ediyorken ‘her şeyin’ de para olmadığının altını çizmek bu mühim becerilerin gerçek kazanımı adına çok daha önemli.  Sınırlarını bilen, manevi değerlere önem veren bireyler için para yönetimi yaşam boyu çok daha kolay olacaktır.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                         Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

                                                                                                                                                                                                                                                                                                     Uzman Psikolog: Yegan SASIK

     

     

     

  • GENÇLERDE MARKA TUTKUSU

    pamper

    Ergen gelişimi genç insanların büyüdüğü ortamdan bağımsız olarak anlaşılamaz.

    Okul(akranları) ve aile ergenin tüm sosyal çerçevesini oluşturmakta ve ergen bu alanlardaki bireylerin gözlerinden, kendini tanımaya çalışmaktadır.

    Her ne kadar ergenlik süresince akranları ergenin hayatında başrolde görünseler de aile ile ilişkiler,  konuşulmadan hissedilen duygu ve düşünceler bu engebeli yolda ergene benlik saygısını kazandıranlardır.

    Ergenlik döneminde göze en çok çarpan ve belki de aileleri sıklıkla evhamlandıran ‘başkalaşım’ alanlarından biri ise ‘akran ilişkileri’ dir.

    Daha geçen yıl, en büyük kahramanı siz anne ve/veya babası iken, artık arkadaşlarının söyledikleri, yaptıkları çok daha önemlidir.  Kendisini evde kimsenin anlamadığından yakınmaya başlayan gencin konuşması, giyimi sıklıkla; beğenilen ya da o sıra en yakın olunan arkadaşa göre farklılık göstermeye başlar.

    İşte bu gibi değişiklikler ebeveynleri ilk etapta ürkütmekte ve değişimin, gençlerin varoluşlarını tamamlayabilmeleri adına, normal döngünün bir parçası olduğunun bilincine varana kadar işlerin kötüye gittiğini düşündürmekte, kendilerini üzmelerine sebep olmaktadır.  Ancak tüm bu değişimler aslında sağlıklı bir amaca hizmet etmektedir.  Gençler bu süre zarfında kendi kimlik oluşumları için uğraş vermektedirler.

    Bu süre zarfında gençler için akranları tarafından beğenilmek ve kabul görmek önemlidir.  Bir gruba ait olmak onlar için hayati bir meseledir neredeyse.  Dolayısı ile belirli yaş aralıklarında 13-18 gibi genellikle hemcins akranlar birbirlerine benzerler.  Bu benzerliği davranışların ve ortak uğraş, popüler kültür idollerinin haricinde giyim kuşamda yaratmaktadır.  Son yıllardaki pazarlama stratejileri de göz önüne alındığında, gençleri marka merakı ve hatta marka tutkusundan uzak tutmak günümüz ebeveynlerini bir hayli zorlamakta.

    Marka tutkusu genel itibari ile bu yaş için sadece özenmekten ibarettir; ‘……gibi olmak’ ya da ‘…..’ya benzemek’ için gerçekleştirilen bir eylemdir.  Bu davranışı, kimlik arayışındaki gençler hem kendilerini bir oluşuma ait hissetmek hem de kendilerini ifade etme arayışı sebebiyle sergilemektedirler.

    Ancak kimi ailelerde ergenlik dönemi ve hatta öncesinde yaşama dahil edilemeyen sınırlar, ergenlikte marka tutkusu ve benzeri konularda aile içi çatışmalara yol açabilmekte ve hatta gençleri olumsuz davranışlar sergilemeye yöneltebilmektedir.  Bu davranışlar aile bütçesinden izinsiz para almak, doğruyu söylememeye başlamak ya da sahip olmak istenilen eşyaları izinsiz almak ve anne baba ile ilişkilerde sorun yaşanması olarak örneklendirilebilir.

    Bu hassas dönemde siz ebeveynlerin yapabilecekleri şu şekilde örneklendirilebilir:

    • Öncelikli olarak çocuğunuzu koşulsuz kabul ettiğinizi göstermelisiniz. Başarısı veya güzelliği sebebi ile sevilmediğini anlamalı.  Bu sayede başkaları ile ilişkilerini de bu duygusal tecrübe üzerinden kurabilir.
    • Beğendiği pop kültür imajları ile dalga geçmeyin.
    • Güvenlikleri için hayatları hakkında bilgi sahibi olun ancak mahremlerine de saygı duyun.
    • MODEL OLUN!
    • Onları bir birey olarak sıklıkla karşınıza alın gerek gördüğünüz konular hakkında sohbet edin. Dinlemiyor ya da hak vermiyor gözükeceklerdir, ama söylediklerinizin onlar için önemli ve davranışlarını belirleyici olduğunu unutmayın.  Bu dönemde konuşmanızın ‘marka tutkusu’ ve benzeri konularda yardımcı olma olasılığı yüksek konu başlıkları:
    • Gelecek planları, hedefleri hakkında sorular sorun: ‘İleride ne olmak istiyorsun?’, ‘Peki bunun için ne okuman gerekiyor?’, ‘Hangi üniversiteye gitmeyi hayal ediyorsun?’, vb

    Bu sohbet içeriği aslında, gençlerin aşina oldukları ‘ders’ ve ‘okullar’ konuları üzerinde hayali kurulan şeylerin, onlar ile ilgili planlar yapıldığında hedefe dönüştüğü ve ulaşılmasının kolaylaştığı hakkında.  Bu ve benzeri içerikte birçok konu üretebileceğinize eminim.  Fakat sohbet zamanlarınızda bir öğretmen edasında olmamanız önemli, unutmayın.  Bu süre zarfında sizler de kendi hayatlarınıza dair (sanki anılarınızı paylaşıyormuşçasına) hayal-plan-hedef kavramlarına değinebilirsiniz.

    Çocuğunuzun bir şey satın almak istediğinde (elbette yaş ve ailevi konumunuza uygun olması koşulu ile) ‘hayır’ demenize gerek yok aslında.  Sadece nasıl alınabileceği ile ilgili yol gösterebilirsiniz.  Bu yol için çocuğunuzun şunlar hakkında fikir sahibi olmasını sağlamaya çalışın derim:

    • Bu bir ‘istek mi?’ yoksa ‘ihtiyaç mı?’
    • İhtiyacım olmasa dahi almaya kararlı isen, bunu nasıl yapmayı planlıyorsun?
    • Almayı istediğin ürünün fiyatını öğrendin mi?
    • Birikim kumbaranda ne kadar paran var?
    • Almak istediğin ürün için daha ne kadar para biriktirmelisin?
    • Benden destek istiyorsan, nasıl yapabiliriz, beraber bir çözüm bulmaya çalışalım.

    …gibi dialoglar ile, yaşın ve çağın bir getirisi ‘marka tutkusu’ nun yoğunluğu ve zararlarını hafifletmek sizin elinizde.

    Elbette, tüm bunlar için doğru model oluyor olmak ve hatta Düzenli Harçlık vermeye, Harçlıklarının 3 Kumbaraya bölüştürülmesine çok daha erken yaşlarda başlamış olmak ilerleyen yıllarda işleri çok daha kolaylaştıracaktır.

    Hiçbir şey, hiç birimiz için geç değil… Güvenli yarınlar için çocuklarımıza destek olalım.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • GENÇLER VE KREDİ KARTI TALEPLERİ

    unnamed

    Gün geçtikçe daha çok genç yaştaki bireyin elinde kredi kartları görmekteyiz.  Bu ve benzeri ürünlerin hayatı kolaylaştırdığı gerçeğinden kaçmamız imkansız.  Aslına bakılırsa anne baba tarafından kredi kartının neyi temsil ettiği ve ödemelerinin nasıl yapılacağı doğru şekilde gençlere aktarıldığı takdirde, kredi kartı sahibi olmaları gençler için para yönetimi ve finansal sorumluluğa dair işlevsel bir başlangıçta sayılabilir.  Ancak kredi kartını çocuklarınıza vermeden evvel dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var:

    • Hiçbir zaman, tutturdukları veya arkadaşlarında olduğu için, bir kredi kartı alabileceklerini düşünmemeliler.
    • Sadece 1 adet kredi kartları olsun.
    • Kredi kartı özellik ve limit ayarları hakkında anne babanın fikir birliğinde olması önemlidir.
    • Kredi kartının limiti ve harcama akışları sizin kontrolünüzde, faturaları ödeme sorumluluğu çocuğunuzun kontrolünde olmalı.
    • Kartı çıkarmaya karar verdiğinizde, çocuğunuzla oturup konuşmanız gerektiğini söyleyin ve kart kullanımına dair kurallarınız hakkında konuşun. Gerekiyor ise yazın ve sürekli görebileceği bir yere asın.
    • Bu kurallar; ay sonu kredi kartı faturasının ödenme şekli, taksitli alışveriş (Sizin izninizle belirlenmesi uygundur. Ancak gençlerde ‘taksit’ harcanan paranın değerini azaltabileceğinden, tek çekim ile harcama yapmalarına müsaade etmeniz tavsiye olunur.), son ödeme tarihleri, vb.
    • Ödeme tarihlerini ona ait bir takvimde/ajanda da işaretleyin ve takip etmesini sağlayın.
    • Her ay sonu harcamaları, birikimleri, gelir(harçlık)-gider(harcama-birikim-paylaşım) dengesi hakkında konuştuğunuz, geçmiş ayı gözden geçirdiğiniz bir zaman dilimi oluşturun. Bunları kağıda dökün ve saklamasını isteyin.
    • Bu paylaşım anlarında rencide edici veya suçlayıcı olmamaya özen gösterin. Hata yapmamaları için, onları sıkmadan ve utandırmadan takipte olun, gerekli destekleyici yönlendirme ve hatırlatmalarda bulunun.
    • En başta konuştuklarınız ile tutarlı davranışlar sergileyin.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • TEKNOLOJİ VE ÇOCUK

    pic3

    Günümüzde teknolojinin nimetlerinden yararlanmamak, gelişmelerden haberdar olmamak mümkün değil. Aslını sorarsanız kendimizi, hayatı kolaylaştıran ve çağın getirisi olan gerçeklerden mahrum bırakmakta bir bakıma işlevsel değil zaten.  Ancak hassasiyet, günümüz bireylerinin bu ürünleri ne için, ne sıklıkla, kaç yaş itibari ile kullanmakta olmaları ile ilgili.  Yetişkinler için de birçok risk faktörü bulundurması ile birlikte, burada teknolojinin çocuk ile ilişkisine, teknoloji çağında yetişen çocukların kazanımları, kayıpları ve ebeveynlerin neye, ne zaman, ne kadar müsaade etmelerinin daha uygun olacağına değinmeye çalışacağım.

    Doç. Dr. Şafak Nakajima bir yazısında şöyle demiş; ‘Gelişmiş ülkelerle az gelişmiş ülkeler arasındaki fark, birinin teknoloji geliştirmesi ve diğerinin de o teknolojiyi tüketmesinden ibaret değil.  Gelişmiş ülkeler, geliştirdikleri teknolojinin, insana etkilerini araştırıp, kullanımını düzenleyici kurallar üzerinde çalışırken, az gelişmiş ülkeler, en yeni teknolojiyi kontrolsüzce tüketmeyi, bir gelişmişlik ölçüsü ve prestij unsuru olarak algılıyorlar.’  Kesinlikle katılıyorum!!!

    Küçük yaş çocuklarının erişebilmekte olduğunu gözlemlediğim teknoloji ürünlerini örneklendirecek olursak; akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar, tablet/telefon/bilgisayar oyunları ve internet kullanımı diyebiliriz.

    Peki o halde küçük yaş çocuklarının bu örneklendirdiğimiz teknoloji ürünleri ile erken yıllarda haşır neşir olmalarının zararlarını örneklendirmeyi deneyelim;

    • Erken yaşlarda dil, motor, bilişsel ve sosyal gelişim alanlarına dair kazanımlar tam anlamı ile tamamlanmadığından ve bu yılların en hızlı ve kalıcı öğrenmenin ve beceri kazanımlarının edinildiği yıllar olduğundan, bu ürünlerin kolay kullanımı, fiziksel aktiviteleri kısıtlayıcı etkileri, bireyselleştirici yapıları ve  kendini sözel olarak ifade etmeye dair gereksinim yaratmamaları önemli zararlarındandır.  Biraz açacak olursak;
    • Sürekli elinde tablet, koltukta oturan çocuk hareket etmemekte ve yapılan araştırmalarında desteklediği gibi obezite riskini arttırmaktadır.
    • Çocuklar yalnız kalabilme, kendilerini oyalayabilme becerilerini gün be gün kaybetmektedirler.
    • Her şey önlerine yapılandırılmış bir şekilde sunulduğundan ve ‘özendirici’ birçok içerik olduğundan yaratıcılıkları ciddi seviyede azalmaktadır.
    • Günümüzde birçok anne baba, çocuğu daha 2 yaşındayken nasılda gözleyip akıllı telefonu parmağı ile kaydırıp açabildiğine sevinmekte.  Ne yazık ki!  Sevindiğiniz şey, son teknoloji! Son teknoloji dediğimiz şey ise insan gücünü minimuma indirme gayesi değil mi?  Yani zaten bu ürünler kolay kullanımı olan, herkesin erişebileceği ve kolaylıkla kullanabileceği sistem ve boyutta yaratılmakta değil mi?.  Kendimizi kandırmayalım lütfen.
    • Ekranlarda sürekli değişen ses ve renk efektleri çocukların ilgisini çekmekte ve oyuna devam etmelerini sağlamakta, ancak gerçek hayatta odaklanma sürelerini ciddi ölçüde düşürmekte.
    • Çocukların sorunsuz, kaprissiz, onları eleştirmeyen ve onlara keyifli vakit geçirttiren bu ürünler neredeyse bir sanal akran olmakta ve çocukları gerçek sosyal ilişki kurma ihtiyacından uzaklaştırmaktadır.  Sosyal ilişkileri azalan çocuklar içe kapanmakta, dil gelişimleri sekteye uğramakta ve ileriye dönük teknolojiye dair ‘bağımlılık’ geliştirme riski teşkil etmektedir.

    Sonuca gelecek olursak, önce şunu fark edelim istiyorum; çocuklar tutturmuyorlar işin temelinde, biz yetişkinler kolay yolu seçiyoruz.  İş çıkışı restoranda ağlayan ya da yemeğini bitirip eve dönelim diye tutturan çocuğunuzun eline telefon ya da tablet vermek en kolay çözüm değil mi?

    Haklısınız, hayat zor, anne babalar yorgun ve çocuklarda çevrelerinde gördüklerini istiyorlar.  Sizler de ‘‘Hayır’ dediğimde mahrum mu bırakmış olacağım?’ ya da ‘Neden benim çocuğum eksik kalsın?’ diye düşünüyor olabilirsiniz.  Ancak evlatlarınız için ileriye dönük sağlam yatırımlar yapmak istiyorsanız, lütfen manevi maliyet analizi yapın.  Şu an ‘hayır’ dediklerinizin ‘asla’ anlamına gelmediğini önce siz bilin.  Şöyle düşünelim; 4 yaşındaki oğlunuz sokakta sigara içen birilerini görüyor.  Zor bir çocuk aynı zamanda.  Tutturuyor, ağlıyor, sizi yoruyor ve mutsuz görünüyor.  Neden çünkü sigara içmek istiyor.  Verecek misiniz?  Cevabınız ne ise aynı şeyi erken yıllardaki teknoloji ürün kullanımları içinde geçerli kılabilirsiniz kanımca.  Aynı zamanda, gerekli açıklamaların yapılması ve ileriye dönük hedefler belirlenmesi anlamında da bu kararlar çocuğunuzun eğitim ve gelişim sürecine katkı sağlayacaktır.  Örneğin,birikim kumbarasında, uzun vadeli hedefler için bir alan oluşturabilir ve azar azar gerekli miktarı biriktirmeye başlayabilir çocuğunuz.

    Teknolojinin nimetlerinden elbette yararlanacağız.  Çocukların bilişsel-zihinsel ve fiziksel-motor gelişimleri büyük ölçüde tamamlandığında, dil ve sosyal gelişimlerine dair gerekli becerileri kazandıklarında bu ürünler ile tanışırlar ise çocuklar, işte o zaman zarar görmektense, nelerden nasıl verim alabileceklerine dair mantıklı çıkarımlarda bulunabilirler.  Bu yaşlar içinde ilkokulun son seneleri örnek olarak gösterilebilir; çünkü çocuklar bu yaşlarda küçük küçük ödev araştırmalarını sizin kontrolünüzde yapmaya başlayabilirler.  Böylece kullanım süresi de sizin kontrolünüz ve önderliğinizde şekillenmeye başlar.

    Son olarak, bu renkli ürünler ve nimetlerinden uzak tutmaya çalıştığınız çocuklarına adil olmayı unutmayın lütfen.  Yani gözünün önünde saatlerce oyun oynamasanız sanırım daha doğru olacak! Ve en önemlisi, geri kalan ‘gerçek’ hayatı çocuklara ilgi çekici, zengin, donanımlı ve huzurlu bir hale sokmak için çaba sarf etmeyi de unutmayın…

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • ÇOCUK VE PARANIN DEĞERİ

    Layer2

    Çocuklarımıza doğru para harcama davranışları kazandırmak hepimizin öncelikli gayesi.  Doğru yaklaşım ile çocuklara bu değerli bilgileri aktarmak aslında mümkün.  Nasıl mı?

    • Çocuğunuz ile alışveriş yaparken kredi kartlarınız ile ödeme yapmak yerine nakit ödemeyi tercih edin.  Hatta ödemeyi çocuğunuzun yapması için onu cesaretlendirin.  Böylelikle alışveriş sırasında, somut olarak elinde daha az para kaldığını görmek, paranın değerini fark etmesine yardımcı olacaktır.
    • Eski nesil kumbaralardansa, yeni nesil 3K (Birikim Kumbarası-Paylaşım Kumbarası-Harcama Kumbarası)’ dan edinin.  3K sayesinde çocuklar paranın (harçlıklarının) sadece harcamak (bir şeyler satın almak) için biriktirilmediğini kavramaya başlayacaklardır.
    • Bizim sayfamızda ve birçok yabancı yayında yer alan ‘para’ ile ilgili eğitici film ve oyunlardan yararlanın.  Belirli sürelerde, sizin kontrolünüzde bu filmleri izlemesi için yönlendirebilir ve oyunları oynamasına müsaade edebilirsiniz.
    • Oyun (klasik oyun)sayesinde yetişkinler çocuklar ile zengin sohbet sahaları yaratabilirler kendilerine.  Çocuğunuz oyun oynarken, oyununa dahil olun ve uygun zamanı yakaladığınızda para ve yönetimi hakkında sohbet edin.  Kutu oyunları bu konular için çok daha kolaylaştırıcı olabilir.  Hem sohbet alanı sağlar hem de sizlerin model olması için olanak tanır.
    • 3Kumbara’nın ne olduğunu, ne işe yaradığını, yararlarını ve bütçe planının nasıl oluşturulduğunu sabır ve sükunet ile çocuğunuza anlatın.  Sonrasında ise çocuğunuzun deneme-yanılma ile plan yapma girişimlerine müsaade edin.  Bu esnada eleştirmeden ve baskıcı olmadan; seçenek sunma halinde çocuğunuza destek olabilirsiniz.  Bu süreç içerisinde para ile ilgili konulara dair herhangi bir söz verdiyseniz, yerine getirmenizin önemli olduğunu unutmayın.  Çocuklar sizlerin davranışlarını gözlemleyerek öğrenimlerini gerçekleştiriyorlar.  Dolayısı ile sizlerin para ile ilgili tutarsız davranışları, onlara da para yönetimine dair olumsuz örnek teşkil edebilmektedir.
    • Paylaşımın sadece para paylaşımı olmadığını ve yapılan maddi-manevi paylaşımın/yatırımın geri dönüşünün maddiyattan çok öte olduğunu çocuğunuza hissettirin.. Elinizden geldiğince gönüllülük esasına dayalı kuruluşlarda çocuğunuz ile birlikte veya yalnız görev alın.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • OKUL-AİLE İŞ BİRLİĞİNİN  ÖNEMİ

    OKULA DÖNÜŞ

    Yaş kaç olursa olsun uzun bir tatilin ardından iş veya okula alışmak hiç de kolay olmuyor.  Hele daha erken yaşlarda anneyle geçen zamana iyiden iyiye alışmışken, serbest oyun saatlerinin konforu ve okul disiplinin olmayışı daha da bir tatlı geliyor.  Ama her eylül kimi daha büyük kimi daha küçük, kiminin okulda ilk, kimininse son senesi olan birçok öğrenci yarı özleyerek yarı söylenerek gidiyor okuluna enin de sonunda.

    Eğitim öğretim sürecinde hem davranışsal hem de bilişsel kazanımları keyifli, kalıcı ve işlevsel kılmak adına çocukların hayatında en belirleyici iki kol olan okul ve ailenin birbirinden haberdar ve iş birliği halinde hareket ediyor olmaları gerekmektedir.  Ev-aile, okul-öğretmen gerekli zamanlarda, çocuk hakkında alınacak karar, davranışsal takip ve derslere destek ile ilgili iletişimde olmalıdırlar.  Bu ilişkiyi yönetebiliyor olmak çocukların akademik başarısını arttırmanın yanı sıra kimi risk faktörlerini ortadan kaldırmaya da destek olmaktadır.

    Ancak burada hassas olunması gereken bir nokta mevcuttur.  Öğretmen ve ebeveynin iletişimde olma durumu, kaç yaşında olursa olsun çocukların özel hayatlarına müdahale etmek demek değildir.  Çocukların hayatına sürekli yetişkin müdahale ve desteği, çocukların yalnız kalabilirlik ve probleme çözüm üretebilirlik beceri ve yeteneklerini ellerinden almak olacaktır. Unutmayın!  Burada amaç sadece ana hatları ile çocukların genel kural ve düzene uyum becerilerini arttırmak ve küçük yaşlarda doğru ders çalışma alışkanlığı geliştirmelerine destek olmaktır.

    Okul ve ailenin birbirini haberdar etmesi gereken konulara birkaç örnek verecek olursak;

    Ödevler (öğretmen-aile)

    Ödevlerin evde yapılma şekli (aile-öğretmen)

    Okula getirilmesi uygun görülen ve görülmeyen eşyalar (öğretmen-aile)

    Öğretmenin uygun görmemesine rağmen okula götürülenler; cep telefonu, tabletler,vb (aile-öğretmen)

    Okula getirilmesi uygun görülen günlük harçlık miktarı (öğretmen-aile)

    Ödevler ve ders çalışma şekli ile ilgili irtibatta olmak, eğitimcinin aileyi doğru yönlendirmesini sağlayacak ve akademik başarının yükselmesine destek olacaktır.  Kimi zaman ev içinde dersler ile ilgili yaşanan sorun veya güçlükler bir eğitimcinin küçük müdahaleleri ile çözüme ulaşabilmektedir.

    Diğer örnekler ise aslında para ve yönetimi ile ilgilidir.  Ailelerin kendi doğru ve ekonomik güçleri konusunda iç düzenlerine kimsenin karışma veya müdahale etme hakkı yoktur.  Ancak okul ortamında kimi kontrolsüz para kullanımı ya da maddi değeri yüksek ve eğitim aracı olmayan materyaller hem eğitim düzenini sekteye uğratabilmekte hem öğrenciler arası maddi eşitsizliği gereğinden fazla hissettirebilmekte hem de akran zorbalığına neden olabilmektedir.  Dolayısı ile bu gibi hassas konularda öğretmen ve ebeveynlerin iletişimde olması, olası birçok güç durumu başlamadan ortadan kaldırabilmektedir.

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • ANNE BABA TUTUMLARI VE BU TUTUMLARIN ÇOCUKLARIN KİŞİLİK YAPILANMALARI ÜZERİNE ETKİLERİ

    EBEVEYNLİK STİLLERİ

    Her anne-babanın bilerek ya da bilmeyerek çocuklarına karşı tutumu değişik olabilmektedir. Bazı çocuklara sevildikleri daha çok hissettirilmekte, bazılarına baskı yapılmakta, bazılarına aile ile ilgili konularda söz hakkı verilmekte, bazılarınaysa daha çok hoşgörü gösterilmektedir. Bütün bu tutumlar çocuğun hem kişiliğinin, hem de sosyal gelişiminin değişik biçimler kazanmasına neden olmaktadır.

    Yapılan araştırmalar incelendiğinde, anne- babanın çocuklarına yaklaşım biçimlerinin, onların kişilik özelliklerinin biçimlenmesinde etkili olduğu sonuncunu çıkarılmıştır.

    Aile bireyleri ile ilgili tüm konularda olduğu gibi, anne baba tutumları ve hissiyatlarının çocuklara aksettiriliş biçimleri her ailenin yapı ve özelliklerine göre değişim göstermektedir.  Dolayısı ile, her ne kadar her aile için farklı bir tutumun varlığından söz edilebilirse de burada genel hatları ile tutumlar; 6 başlık içerisinde ele alınabilir. Bunlar aşağıda sırasıyla açıklanmaktadır.

    1.Baskıcı ve Otoriter Anne Baba Tutumu:Otoriter tutum, çocuğu büyüklerin düşüncelerini ve isteklerini soru sormaksızın benimseyip yerine getirmeye yöneltir. Bu tutuma sahip olan ana-baba, çocuktan bir erdem olarak kabul ettiği mutlak itaati bekler. Çocuğa yeterli derecede sevgi ve sevecenlik gösterilmemektedir. Böyle ailelerde yetişen çocuklar, zihinsel ve sosyal açıdan yetersizdirler. Genellikle olumsuz kişilik sergileyen bu tip çocukların akran ilişkileri de zayıftır. İlerleyen yıllarda ana babadan bağımsız, özerk bir kişilik geliştirmede çok zorlanmaktadırlar.  Baskı altında büyüyen çocuk, çekingen, başkalarının etkisinde kolayca kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir.

    2.Aşırı Koruyucu Anne Baba Tutumu: Kimi ana-babalar çevreden gelecek tehlikeleri abartarak çocuğun her hal ve koşulda korunup kollanmaya ihtiyacı olduğunu düşünürler. Aşırı koruyucu tutumun beraberinde getirdiği en yaygın ana-baba davranışları ise, çocukla sürekli birlikte olmak ya da çocuğa sürekli bebek muamelesi yapmaktır. Böyle ailelerde yetişen çocuklar, ana-babasının dikkat ve ilgisini her an üzerinde toplama ihtiyacında olduklarından, aile ortamı dışında sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri güç olur. Aşırı korunan çocuklar kendi başına karar vermezler ve girişim yeteneklerinden yoksun olurlar. İsteklerini ağlayarak talep eder, mızmızlanır veya inatçı olmaya yönelirler.

    3.İzin Verici Anne Baba Tutumu: Bu tür tutumun en önemli özelliği ebeveynlerin çocuğun yaptıklarına hiç karışmayışlarıdır. Çocuğun her yaptığı hoş karşılanır. Bu tür ailelerin çocukları ile olan ilişkileri zayıftır. Çocuk hiçbir şekilde denetim altında değildir. Bu bakımdan çocuklar bir çeşit aile otoritesi eksikliği çekmektedirler. Bu tür çocuklar kendi arzu ve isteklerini denetlenmesini pek öğrenemezler ve bu bakımdan dış dünyada çeşitli problemlerle karşılaşırlar. En büyük sorun evdeki izin verici tutumun dış dünyada bulunamayışıdır. Kendini denetlemeyi öğrenemeyen çocuk,bu bakımdan kendini denetleme ve zamanını iyi kullanmayı öğrenmenin şart olduğu okul ve iş hayatı çevresinde başarısız olmaktadır. Başarısızlığın ise tatminsizlik, engellenmişlik hislerini ve hayal kırıklığını beraberinde getirmesi kaçınılmazdır.

    4.Tutarsız Anne Baba Tutumu: Bazı ana-babaların çocuk yetiştirme konusunda tutarsız ve dengesiz bir tutum sergilemekte olduğu gözlemlenmektedir. Buradaki dengesizlik ve tutarsızlık, ana baba arasındaki görüş ayrılığında olabildiği gibi, anne veya babanın gösterdikleri değişken davranış biçiminde de görülebilir. Bu tür tutum sergileyen anne babaların çocukları ise genellikle bir süre sonra ebeveynlerinin söylediklerini ciddiye almamaya başlamaktadırlar.

    5.Mükemmeliyetçi Anne Baba Tutumu:  Mükemmeliyetçi tutum sergileyen ana-babalar çocuklarını ihtiyaçları doğrultusunda değil, kendi istek ve beklentileri doğrultusunda yetiştirirler. Bu anne babaları memnun etmek zordur. Sıklıkla çocuklarını başka çocuklarla kıyaslarlar.  Mükemmeliyetçi ebeveyn kendini de çocuğunu da yüksek standartlara ulaşmaya zorlar. Bu bakımdan endişeli ve aşırı korumacı özellikler de sergilerler.  Bu tutumla yetişen çocuklar koşullu sevgiye odaklanırlar. İyi olduklarında anne babaları onları sevecek, başarısız olduklarında ise sevmeyecek sanırlar. Ve ne yazık ki, hayatın mükemmel olmasını isterler ama hayatın gerçek yüzüyle karşılaştıklarında mutsuz olurlar.

    6.Demokratik Anne Baba Tutumu:Demokratik anne ve babalar çocuklarını ayrı bir kişi olarak kabul etmektedirler. Çocuklarına değer verirler ve onların özerk ve bağımsız olarak kişilik geliştirmesine destek olurlar.  Bu tip aileler çocuklarına karşı hoşgörü sahibidirler, ona insan olarak saygı gösterirler. Çocuklarını çok az kısıtlarlar. Çocukların arzularını diledikleri gibi gerçekleştirmelerine izin verirler. Çocuğun kabul edilme ve onaylanma isteklerini göz ardı etmezler. Çocuğun kendine has gelişimine destek olurlar. Bu tür aileler çocuklarının kendilerini gerçekleştirmesine izin verirler.  Çocuk belli sınırlar içinde özgürdür. Söz hakkı vardır ve duygu ve görüşlerine saygı duyulur. Çocuk ailesinden sevgi ve saygı görmektedir.  Demokratik tutumdan yana olan ana-babaların çocuklarına yönelik eleştirileri, hiç bir zaman çocuğun kendini aşağılanmış ve örselenmiş hissetmesine, değersizlik duyguları yaşamasına yol açacak biçimde olmaz.  Bu tür tutum sergileyen ebeveynlerin çocukları sorumluluklarını bilen, kendine güvenli, hata yapma riski alabilecek dolayısı ile kendi doğrularını keşfetme cesareti olan ve huzurlu  ve mutlu yetişmiş bireyler olacaklardır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm.Psk. Yegan SASIK

  • BOŞANMA VE ÇOCUK

    BOŞANMA VE ÇOCUK (2)

    Şüphesiz ‘boşanma’ hem eşler hem de çocuklar için başa gelebilecek en sarsıcı yaşam olaylarındandır.  Hiç kimse bitmesini planlayarak başlamaz ilişkilerine. Ancak değişen yaşam koşulları beraberinde bireyin mutluluğunu ve bireysel özgürlüğü ön plana çıkarmakta.  Dolayısı ile kadınlar, erkekler ve beraberinde aile sistemi adına farklılıklar yaşanmakta.

    1950’lerde göreceli olarak düşük olan boşanma oranı  60 ve 70’lerde ciddi bir artış göstermiştir.  İstatistiklere göz attığımızda bugünlerde yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanmaktadır.

    Dünyamızda birçok şey değişiyor.  Aile sistemine dair değişimlerin sonuçlarının neler doğurduğunu gelecek nesillerin ebeveynlik stillerini gözlemleyebildiğimizde,  cevaplayabileceğimiz inancındayım.

    Günümüz koşullarında ise boşanan birçok çift ve boşanma sürecine şahit olan birçok çocuk var.  Bu süreci sağlıklı ve derin yaralar almadan atlatması çocukların mümkün.  Önemli olan anne ve babaların ‘boşanma’ yı nasıl karşıladıkları, boşanma gerçekleştikten sonraki yaşam koşulları ve bu yeni düzenleri içerisinde çocukların ihmal edilmemesidir.  Siz anne ve babalar boşanma sürecini bir erişkin gibi karşıladığınız takdirde, yeni düzeninize  uyum sağlama hızınıza paralel olarak çocuğunuzda adaptasyon sürecini tamamlayacaktır.

    Süreç hem sizler hem de çocuklar için kimi zaman elbette güçleşecektir, ancak gelecek zamanı düşünüp, soğukkanlı planlar yapabildikçe, çocuklarınıza çok daha kolay bir yol çizmekte olabileceğinizi unutmamanız yardım sağlayacaktır.

    • İlk olarak eşiniz ile mümkün olduğu kadar ortak bir konuşma içeriği belirlemeli ve boşanma sonrası düzeninizi kurduktan sonra anne baba olarak durumu çocuğunuza açıklamalısınız.
    • Çocuklarınıza, yaşlarına uygun açıklamalar yapmanın önemini unutmamalısınız.  Boşanma kavramı en basit ifadeler ve geleceğe dair somut örneklerle açıklanmalıdır.
    • Konuşma süresince anne ve babanın aynı oranda konuşuyor olması önemlidir; ebeveynlerden birinin terk edildiği hissi uyandırılmaması daha sağlıklıdır.
    • Çocuklarınıza dair kararların yine de anne baba tarafından alınmaya devam edileceği açıklanmalıdır.
    • Çocuklarınızı daima seveceğiniz ve görüşeceğinize dair konuşmalar unutulmamalıdır.
    • Eğer o an yaşanan evde tek ebeveyn ve çocuk kalacaksa diğer ebeveynin yaşayacağı yer kısa bir zaman sonra (düzenli ve çocuğa ayrılmış bir oda bırakılmış halde-oda çocuğun seçimleri ile hazırlanabilir) gösterilmelidir.
    • Konuşma yapıldıktan 1-2 hafta sonra evlerin ayrılması ideal olanıdır. Bu süre zarfında çocuk yanıt aradığı soruları sıklıkla dile getirebilir böylelikle.
    • Hangi yaşta olursa olsunlar çocuklara ayrılık kararınız ile ilgili ayrıntılı bilgi vermekten kaçının.  Bu sizin özeliniz.  Erişkin olduklarında dilerseniz ve dilerlerse onlara açıklama yapabilirsiniz.

     

    Araştırmalar çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığını göstermektedir.  Sizler en mutlu ve huzurlu hissettiğiniz koşullarda yaşamak için düzeninizi kurmakta kendinizi rahat hissedin.  Çocuklarınızın iyiliğini ilk plana koyduğunuz takdirde zor da olsa süreç elbet kendi kendini onararak tamamlanacaktır.  Ayrılma ve boşanma tek başına çocuklara zarar vermez.  Unutmayın.

    Unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta da, çocuklar kaç yaşında olursa olsun sorumluluklarının hala her iki ebeveyne de ait olduğu ve çocuk ve hayatı hakkında alınacak önemli kararlar, çocuk ile ilgili mühim konulara dair tutum ve davranışlar hakkında ortak müşterekte buluşmaya dair özveridir.  Bu süre zarfında kendini suçlu hisseden ya da çocuğun mutsuzluğunu azaltmak isteyen birçok ebeveyn normal düzenlerinin dışında hediye alma sıklığı, yaş büyüdükçe daha fazla harçlık verme, vb para ile ilgili aslında iyi niyet ile fakat pek de süreci kolaylaştırmayan davranışlar sergileyebilmekte.  Burada her  iki ebeveynin de  (ekonomik güçler aynı olmak zorunda değil), çocuk ile ilgili harcamalar, ödemeler, keyfi giderler; hediyeler, geziler,vb hakkında en başından konuşmaları ve beraber yol alıyor olmaları çocukların ilerleyen yaşlarında hem siz ebeveynlerinin haberdar olmamalarından yararlanma ve istediklerini yaptırabilecek olmak fikrinin oluşumunu ortadan kaldırır hem de değişmeyen düzen çocuklara kendileri çok daha güvende hissettirir.

    Not:  Yukarıda belirtilmiş olan öneriler eşlerden birinin/her ikisinin herhangi  bir ruhsal tedavi veya hukuki sürece dahil olmadığı durumlar için genel hatlar doğrultusunda hazırlanmıştır.  Olası diğer durumlar dahilinde bir uzmandan yardım alarak süreci başlatmak ve yürütmek gerekmektedir.