ASLI ÇOBAN

Aslı ÇOBAN’ ın Yazıları

  • ÇOCUKLARA ZAMAN YÖNETİMİNİ ÖĞRETMEK

    kadın_dergisi-jumbom_kadın_sitesi_jumbom_çocuğa_doğru-okul_seçimi_01

    ‘’Zaman su gibi akıp gidiyor’’ deyimi en çok günümüz şartlarında anlamını bulmakta. Hayatın daha ‘’yavaş ‘’ yaşandığı, teknolojinin bugünden çok daha az kullanıldığı geçmiş zamanda da elbette zaman akıp gidiyordu ama bugün yaşanılan yoğun hayatın içinde, insanlar durup düşündüklerinde bir çok şeyi kaçırmış halde bulabiliyor kendilerini. Her birey için aynı durum söz konusu olmamakla birlikte, durumdan şikayetçi kişilerin sayısı da az değildir.

    Sabah erken uyanmak, işe gitmek, gün içinde yapılması gereken işler, akşam yapılması gerekenler, bir sonraki günün hazırlığı, bir hafta sonra yapılacaklar, hatırlanılması gereken özel günler ve daha bir çok şey. Hepsi için tek ihtiyaç olan ise zaman. Şu anda bu yazıyı okurken bile saniyeler, dakikalar geçmiş oluyor. Bu koşuşturmanın içinde çocuk yetiştirirken, aynı sorunu onların yaşamaması için yapılabilecek en güzel davranış onlara zaman yönetimi kavramını öğretmek ve bu kavramı hayatlarının içine yerleştirip, kullanmalarını sağlamak olacaktır. Yetişkin bireyler yapmaları gereken bir çok şeyi rutine bağladıklarından, öncelik sıraları belirlidir ve ona uygun hareket etmeye gayret ederler. Eğer çalışan bir ebeveynseniz, ajandanız muhtemelen düzenlidir ve ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Aynı davranışı çocuğunuza da aşılamak için ona kendi seçtiği bir ajandayı satın alabilirsiniz. Okul çağında bir çocuğunuz varsa, daha çok günlük hangi ödevleri varsa onları yazacaktır, eğer bir kursa ya da aktiviteye katılıyorsa listeye onları da ekleyecektir. Hafta sonları için plan yapıyorsa, bunları da ajandasına not edebilecektir. Çocuklar anne ve babalarını model aldıklarından, sizin ajandanızı ne kadar çok kullandığınızı görürse, kendi de aynı davranışı devam ettirecektir.

    Ajandaya yazdıklarınız yapacaklarınızı hem takip etmeniz, hem de zamanınızı iyi yönetmeniz açısından size katkı sağlayacaktır. Plansız, programsız hareket etmek kişiye hiçbir fayda sağlamadığı gibi, zaman akıp giderken bunun farkında da olmayacaktır ve çocuklarını paradan daha da önemli olan zaman yönetimi hakkında bilgilendiremeyecektir. Çocuğun davranışları gelişimiyle paralel şekillendiğinden, vaktinde edindirilmeyen alışkanlıklar ileriki yaşlarda daha da zorlayıcı olacaktır.

    Bireyin geçen zamanı geri döndüremeyeceğini fark ettiği anlar, genelde zaman hakkında düşünüp karamsarlığa kapıldığı anlar olabilmektedir. Sık duyduğumuz, şu anda 20li yaşlarıma geri dönebilsem o zaman yapmadığım şeyleri yapardım, ya da çocuklarını yetiştirmiş orta yaşını geçmiş bir birey, keşke vaktim olsaydı da çocuklarımla daha çok ilgilenebilseydim cümleleri aslında zaman yönetiminin ne kadar önemli olduğunun birer göstergesi. Sadece çalışma hayatında değil, sosyal hayatta da, özel hayatta da zamanı iyi kullanmak önemlidir. Vaktiniz olmadığını düşündüğünüz için, bir arkadaşınızı görmeyi erteledikçe, bir gün onu görememe ihtimalini gözünüzde canlandırdığınızda ne hissedersiniz? Aynı şey aileniz, çocuklarınız ve hatta gidip görmeniz gereken yerler için de geçerli. Bazı şeyler için paranın gerekliliği vardır ama her şey için zamanı iyi kullanmak en başta bilinmesi gereken, yaşadığımız hayatın içinde en çok ihtiyacımız olan kavramdır. Yetişkin bireyler olarak ‘’iyi’’ kullandığınız zamanı, çocuklarınıza da nasıl yapacaklarını öğreterek onlara en önemli hayat derslerinden birini vermiş olacaksınız.

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzman Psikolog Aslı Çoban

    Paylaş
  • ÇOCUKLARA AHLAKLI OLMAYI ÖĞRETMEK

    unnamed (1)

    Ahlak gelişimi bireyin, toplumun değer yargılarını benimsemesi ve içinde bulunduğu çevreye adapte olmasına katkı sağlamayı amaçlar. Birey çevreye uyum sağladıkça, kendi ilke ve değer yargılarını oluşturacaktır. Ahlak gelişimi, evrensel ilkeler, doğru ve yanlış, hak ve adalet kavramlarıyla bağlantılı olarak bireyin kendi doğru ve yanlışlarını geliştirir. Kişinin çevresinden gelen tepkilerle ilişkili geri bildirimler ise ahlak kurallarına temel olur. Çocuğun ahlak kurallarını ilk öğrendiği yer aile ortamıdır.  Çocuk hangi davranışın iyi, hangi davranışın kötü olduğunu ailesinden öğrendikçe, ahlaklı olmaya yönelik bir şablon oluşturacak, zaman içinde de buna uygun davranmaya başlayacaktır.  Bazı kurallar her şeyden bağımsız evrensel kurallardır. Bunların içinde sevgi, doğruluk, yardımlaşma, dürüstlük sayılabilir.

    Çocukların adalet ve ahlak ile ilgili düşünceleri hem kendi olgunluk seviyeleri hem de çevresinin etkisiyle değişiklik gösterebilir. Ahlaki gelişim düzeyi bir anlamda çocuğun olayları yorumlayabilme kapasiteleri ile de ilgilidir. Yani bir çocuğun örneğin 10 yaşında olması, onun ahlaki kuralları bilip, ona uygun davranacağının göstergesi değildir. Bireyin içinde bulunduğu sosyal ortam, öğrenme geçmişi ve ahlaki kurallarla ilgili deneyimleri ahlaki gelişim için önemlidir.

    Ebeveyn olarak her anne baba, çocuğu iyi ahlaklı olsun, doğruları söylemeyi kendine ilke edinsin, arkadaşları ya da kendinden yardım isteyen biri olduğunda ona yardım edebilsin, paylaşımcı olsun vb. davranışları göstermesini ister. Çocukların davranışlarında ailelerin kendilerine davranış biçimleri belirleyici olabilmektedir. Çocuk ebeveyninden ne görüyorsa aynı şekilde davranacaktır. Evde anne ya da baba telefon çaldığında çocuğa ‘’annem evde yok’’ dedirtiyorsa, çocuk da yetişkin dönemde bu davranışları normal kabul edecek, böyle davranmakta sıkıntı görmeyebilecektir. İkili ilişkilerinde yapmak istemediği bir davranış karşısında neden yapmak istemediğini açıklamak yerine, durumu kurtaracak doğru olmayan bir davranışta bulunabilecektir. Para ile ilişkili durumlarda da aynı şey söz konusu olabilecektir. Kendi çıkarları doğrultusunda, örneğin ticaret yapılıyorsa rakamlarla ilgili tutarsız konuşmalar da ahlak gelişiminde sıkıntının işareti olarak gösterilebilir. Bazen sırf karşıdaki insan üzülmesin, incinmesin diye de doğruları söylememeyi tercih edebilir birey. Aslında böyle düşünerek, karşı tarafın yerine düşünülmüş olunduğundan bu davranışın hem ahlaki hem de düşünsel olarak doğru olmadığını görmek mümkündür.

    Öyle ise, ebeveynler olarak ‘‘iyi ahlaklı’’ olmasını dilediğiniz çocuğunuzun ahlaki gelişimine katkı sağlamak amaçlı evrensel boyuttaki ahlaki kuralların yanında, aile içinde, çevre ile ilişkili olduğunuz insanlarla ilişkilerinizde tutarlı olmayı ön planda tutmakta faydalı olacaktır. Çocuğa karışık mesajlar gitmemesi adına tutarlı davranmak, yapmak zorunda olmadığınız işler için bahaneler üretmek yerine, uyun bir dille işin iç yüzünü anlatmak zahmetli ama yapılması uygun düşen davranıştır. Unutulmalıdır ki, çocuk yetiştirmek bir bütündür, bir tarafı tamamlamaya çalışırken, diğer bir tarafın eksik bırakılması özellikle de davranışların sebebinin açıklanmaması, çocuğun da bu yönde doğru olmayan tutumlar sergilemesine neden olabileceğinden, istediği koşulda istediği gibi davranmasından ebeveyn olarak bireylerin kendi davranışlarını gözden geçirip, telafi etmenin yollarını araması gerekmektedir.

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzman Psikolog Aslı Çoban

  • EBEVEYN VE ÇOCUK İLİŞKİSİNDE HEDİYE

    2012-06-08-karne-hediyesi-olarak-bunlari-almayin

    Hediye almak çoğunlukla insanları memnun eden bir durumdur. Karşınızdaki insan tarafından düşünüldüğünüzü hissedebilir ve mutlu olabilirsiniz. Sürekli hediye alıyor olmak ise, bir yerden sonra sıradan bir durum halini aldığından kişi üzerinde etkisini yitirebilir. Aynı durumu çocuklar için de ele almakta fayda vardır. Yetişkin bireyler her koşulda hediye istediklerini toplumsal kuralları göz önüne alarak dile getiremezken, çocuklar bunu çok rahat bir şekilde talep edebilirler. Ancak çocukların bu talepleri bazen anne babaları zorlamaktadır. Bu zorlamaya mani olmak ise, ebeveynlerin kararlı tutumları ile yakından ilişkilidir.

     

    Anne babalar, çocukları doğdukları andan itibaren dünyalarını onları ‘‘mutlu’’ edebilmek için tasarlamaya çalışırlar. Çocuğun uykusu, çocuğun yemeği, çocuğun okulu, çocuğun gezmesi vb. durumlar üzerine sürekli bir çalışma içinde olabilmekteler. Çocuk isteklerini dile getirecek seviyeye geldiğinde, anne babalar da bu istekleri yerine getirmekle kendini sorumlu hissedebiliyorlar. Bu sorumlu hissetme hali, iş yoğunluğundan dolayı çocuğuna yeterince vakit ayıramadığını düşünen ebeveynler için manevi bir yük olarak algılanabiliyor. Bu durumda da, akşam eve gelirken, çocuğuna hediye götürmeyi görev gibi görebiliyorlar. Her akşam farklı bir oyuncak, çikolata vb. ile karşılaşan çocuk bir süre sonra bunun bir rutin olduğunu düşünüp, o gün her hangi bir sebepten eve eli boş gelen ebeveyn ile kriz yaşayabiliyor. Çocuk bana neden bir şey getirmedin diye ağlarken, ebeveyn kendini anlatmaya çalışıyor ama olmuyor. Böyle bir durumu yaşamamak için ebeveynin üstüne düşen en önemli nokta hediyeyi, hediye olarak çocuğa vermeyi alışkanlık haline getirmek ve hediyenin özel olduğunu ve çocuğun örneğin doğum günü gibi özel bir günde alabileceği mesajını ona net bir şekilde anlatmak olacaktır.

     

    Uzun saatler ofis içinde ya da evde bilgisayar başında çalışıyor olmak ebeveynlerin suçu değil. Rekabetin yüksek olduğu modern iş yaşantısında, çoğu ebeveynin ortak sorunu çocuğuna yeterince vakit ayıramamak olarak aktarılmaktadır. Aslında yeterince vakit değil, kaliteli vakittir çocukla sağlıklı iletişim kurmanın anahtarı. Saat 17:00 de işten çıkıp, 18:00 de eve gelip, akşam 21:00’e kadar çocuğuyla aynı mekanı paylaşan bir ebeveynin çocuğuna yeterince vakit ayırdığını söyleyemeyeceğimiz gibi, çocuğunu uykudan önce ancak yarım saat kadar görebilen bir ebeveynin çocuğunu yeteri kadar görmediğini de söyleyemeyiz. Çocuğuyla göz teması kurup yarım saat bile olsa sohbet edebilen bir babanın ya da annenin, çocuğuyla aynı mekanı paylaştığı halde, çocuğun sorularını cevapsız bırakan bir anne ya da babadan farkı olacaktır.

     

    Çocuğunuza her gün bir hediye götürmeye çalışmak yerine, eve gittiğinizde yaşına hitap eden oyunlar oynayabilirsiniz. Daha büyük bir çocuğunuz var ise, onunla sohbet edebilirsiniz. Çocuğunuzla vakit geçirdiğinizde mutlu olduğunuzu hissetmesi, ebeveynlerinin ona değer verdiğinin bir göstergesi olacaktır. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk, maddi değeri olan şeylere daha az düşkün olacaktır. Unutulmalıdır ki, duygusal olarak doyurulmayan çocuklar, bu eksikliklerini maddi değeri olan şeyler ile gidermeye ve tatmin duygusu yaşamaya çalışırlar. Her ulaştıkları istekten sonra, bir sonrakini almak için savaş verirler. Elde ettikleri her nesne, o an için onları ‘‘mutlu’’ ederken, birkaç dakika sonra etkisini tamamen yitirir ve yine hırçınlıkları devam edebilir. Böyle bir durumu yaşamamak için, ebeveynler olarak çocukla sevgi ve güven temelli bir ilişki kurulmalıdır. Çocuğa istekleri için, para biriktirme alışkanlığı kazandırılmalıdır. İstediği bir şeye hemen sahip olmayan, sahip olması için beklemesi gerektiğini öğrenebilen çocuklar isteklerine ulaştığında onun değerini daha fazla kavramaktadır. Bu yüzden çocuğun her isteğini hemen karşılamak yerine, ona yol göstererek para biriktirmeye teşvik etmek yerinde bir davranış olacaktır.

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

     Uzman Psikolog Aslı Çoban

  • EBEVEYNLERİN ÇOCUKLARI İÇİN OKUL SEÇİMİ

    fft99_mf2090272

    Her ebeveynin okul çağına gelmiş çocuğu için düşüncesi ‘‘iyi bir okul’’ da eğitim hayatına başlamasıdır. ‘‘İyi bir okul’’ ile kastedilen fiziki şartları iyi olan, sınıfları kalabalık olmayan, öğretmenleri öğrenci ile ilgili olan, yemekleri iyi olan, tuvaletleri temiz olan ve daha bir çok özelliği barındıran bir mekandır. Aslında sözü edilen, çocuğun hangi şartlarda eğitim alacağıdır. Özellikle ‘‘titiz’’ olarak tanımlanabilecek ebeveynler, çocuklarını okula kayıt ettirmeden önce bir çok seçeneği gözden geçirip ‘‘en iyisini’’ bulmaya çalışırlar. Bunun için de ciddi enerji sarf edebilirler. Söz konusu çocuğun geleceği olduğundan, bu durum onları düşündürmektedir.

    Çocuk tarafından okula bakıldığında ise, ilk defa aileden ayrılıp sosyalleşeceği yer olan okulda aradığı kimlerle arkadaşlık edebileceğidir. Oturacağı sıra, sınıftaki öğrenci sayısı onu çok ilgilendirmemekle birlikte, bunun bir yetişkin kadar bilincinde değildir. Teneffüs zili çaldığında bahçeye koşmak onun daha çok ilgisini çekecektir. Fiziki şartları iyi olarak tanımlanabilen bir okulda, kendini bir arkadaş ortamı içinde bulamayan, arkadaşlık kuramayan çocuk için okulun hangi okul olduğu önemli değildir. Arkadaşlık kuramayan çocuğun, bazı durumlarda okul başarısı da düşebileceğinden aileler çoğunlukla çocuğa sana bu kadar masraf ediyoruz neden paralarımız boşa gidiyor türünden bir yaklaşım, çocuğu ikinci bir defa yaralayabilir. Çocuğa maddi olarak çok masraf ediyor olmak, çocuğun okulda başarılı olacağının garantisi olarak düşünülmemelidir. Okulun şartları ne kadar iyi olursa olsun, kendini okula adapte edememiş ve ilişki kurmakta sıkıntı çeken çocuk akademik anlamda kendini gösteremeyebilir. Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında çocuğu eleştirmek yerine, onunla konuşup neler hissettiğini öğrenmek, gerekirse profesyonel bir destek almak yerine bir adım olacaktır.

    Kendi akademik yaşantısında başarılı olmuş bir ebeveynin çocuğunun da aynı başarıyı göstermesini beklemesi ile, akademik yaşantısı parlak geçmemiş bir ebeveynin çocuğundan üstün başarı beklemesi arasında dışarıdan bakıldığında pek fark yoktur. Her iki durumda da, çocuk ebeveynden ayrı bir bireydir ve kendi kişilik özellikleri vardır. Çocuğu iyi tanımak, çocuğun becerilerini, ilgi alanlarını bilmek, çocuğa akademik yaşantısında destek olmak, çocuğu sadece çok pahalı bir okula gönderip, üstün başarı beklemekten çok daha önemlidir. Ebeveynler çocuklarının eğitim hayatlarından sorumlu oldukları gibi, çocuk bir sıkıntı yaşadığında ona çözüm aramaktan da sorumludurlar. Yıkıcı eleştiri yerine, çocukla sağlıklı iletişim kurmak önemlidir. Ayrıca eğitim hayatı eşittir ailenin kendi şartlarını zorlayarak çocuğu pahalı bir okula yazdırması olarak düşünülmemelidir. Çocuğun öğrenme kapasitesi, psikolojisi, ilgi alanları ve daha birçok faktör okul başarısını etkilemektedir. Çocukların eğitimine, isteklerine ve ihtiyaçlarına harcanacak para miktarı ebeveynler tarafından belirlendiğinden, çocukla kurulan iletişimin para odaklı olmamasına özen göstermek gerekmektedir.

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzman Psikolog Aslı Çoban

  • CİMRİLİK Mİ? TUTUMLULUK MU?

    IMG_7938

    Günümüz tüketim dünyasında tutumlu olmak avantaj olarak sayılmak ile birlikte tutumlu olmayı cimrilikten ayırmak önemlidir. Tutumlu olmak, gelir gider dengesini sağlayarak, gereksiz ve aşırı harcama yapmaktan kaçınmak iken, cimrilik ihtiyaç olandan daha az harcama yapmaktır. Cimri olarak tanımlayabileceğimiz kişilerin iç dünyasında parayı tutma isteğini görmekteyiz. Aslında ‘‘eli sıkı’’ deyimi bu durumu özetlemektedir. Parayı elinde tutuyor olmak, cimri kişiler için bir güven kaynağı olmaktadır. Bu kişiler, para elinde olduğu sürece kendini güvende hissetmektedirler. Bu nedenle sürekli eşlerinin ve çocuklarının yaptığı harcamaları eleştirip, onları kontrol etme eğiliminde olabilmektedirler.

    Çevrelerince cimri olarak tanımlanan kimseler durumlarını kabullenmeseler de, onlarla birlikte yaşayan insanlar için bu durum aile içi ilişkilerde sıkıntılar yaşanmasına neden olabilmektedir. Para harcama konusunda eşi ile aynı görüşü paylaşmayan ebeveynler tartışırken, bu duruma şahit olan çocuklar parayı harcama ya da tutmaya karşı farklı tepkiler verebilmektedirler. Aile içi ilişkileri zedeleyecek boyutta bir sorun yaşanıyorsa, bunun çözüm yollarını aramak, ebeveynlerin üzerinde durması gereken önemli bir konudur. Cimriliği ve tutumlu olmayı ayırt edebilmek, çocuklara tutumlu olmanın önemi anlatmak, onların tüketim alışkanlıklarında ve paraya bakışlarında bu bilince sahip olmayan akranlarına oranla daha avantajlı olmalarına yardımcı olacaktır.

    Ne zaman, ne kadar harcama yapacağını planlayabilen çocuk, geleceği ile ilgili de planlı davranışlar sergileme eğiliminde olabilecektir. Bu planı yapması için ebeveynlere düşen ise, çocuğa yaşına ve olgunluk seviyesine uygun miktarda harçlık vermek olacaktır. İlk bütçe planlamasını aldığı harçlıklarla yapan çocuk, sınırlı bütçesini kullanmayı öğrenip, aşırı tüketimden de kaçınacağı gibi tutumlu olmanın ilk pratiğini yapmaya başlayacaktır. Aile tarafından bu becerileri desteklendiğinde ise, çocuğun kendine güveni de artacaktır. Harçlığını yönetebilmeyi öğrendiği gibi, aile içinde yaptığı gözlemler ile de, ebeveyninin gözünden kaçan noktalar konusunda fikirlerini açıkça dile getirebilecektir. Birikim yapmayı öğrenmesi ve yerinde yapacağı harcamalar ile de geleceğine olumlu yatırımlar yapmış olacaktır. Bir isteğe sahip olmadan önce beklemeyi öğrenmesi, harcama yapmadan önce fiyat araştırması yapmayı öğrenmesi, anlık kararlar almak yerine düşünerek davranması, aldığı harçlığı bilinçli kullanması tasarruf bilincinin yerleşmesinde etkili olacaktır.

    Çocuklarınıza tutumlu olmayı öğretmek, tutumlu olmaları için onlara örnek olmak geleceklerine yapacağınız olumlu katkılardan biri olacaktır. Tüketim çılgınlığının yaşandığı günümüz dünyasında elindekilerinin değerini bilmek, harcama alışkanlığının sağlıklı devam etmesi açısından önemlidir. Bu yüzden ebeveynler olarak tutumlu olmak, sizi model alan çocuklarınızda bu alışkanlığın yerleşmesinde belirleyici olacaktır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • ÇOCUKLARINIZA BİLİNÇLİ TÜKETİM ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK

    ESKİŞEHİR-29

    Günlük temel ihtiyaçlar dışında, her bireyin tüketim alışkanlıklarında farklılıklar vardır. Bir birey için olmazsa olmaz bir tüketim maddesi, diğer bir bireyin ihtiyaç ya da istek listesinde hiç bulunmayabilir. Bu fark kişinin kazancı, ailesinden almış olduğu tüketim kültürü ve sosyal statüsüne bağlı olarak değişebilir. Bu saydıklarımız içinde tüketim ile en yakın ilişkilendirilecek olan öğe ise paradır. Kazanç arttıkça, harcama alışkanlığı da aynı oranda artış gösterebilir. Bazı durumlarda ise kazançtan bağımsız, harcamalarda aşırılığa rastlanabilmektedir. Kredi imkanlarının artması, kredi kartı kullanımında bilinçsiz davranmak bu duruma en büyük etken olarak gösterilebilir.

    Satın almak ve tüketim birbirini takip eder. Satın alınan her tüketim maddesi için paraya ihtiyaç vardır. Harcadıkça harcanan ve sonu gelmeyen bu tüketim davranışı, bazen çocuklarımızın gelişimi esnasında sıkıntılı durumları gündeme getirebilmektedir. Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren paranın ne işe yaradığının farkındadır ve oyuncak, çikolata, şeker, kıyafet gibi isteklerinin yerine gelmesi için paranın gerekli olduğunu bilirler. Bu hassas noktada ailelere fazlaca iş düşmektedir. Öncelikle, çocuğun her isteği anında karşılanmamalıdır. Eğer karşılanırsa, çocuk istediği bir şeyin o anda karşılanmaması sonucu hırçınlaşabilir. Karşılanmayan her istek, çocukta öfke ve mutsuzluk duygusuna yol açabilir. Yetişkin döneme geldiğinde ise, ilişkilerinde sorunlar yaşayabilir. Beklemeyi öğrenemeyen çocuk, akademik yaşantısında ve sosyal ilişkilerinde de sıkıntı çekebilir. Bu çocuklar için ders çalışmak, dersi dinlemek, oyun oynarken sırasını beklemek zor, hatta bazı durumlarda imkansız olabilmektedir.

    İstekleri erteleyebilmek ciddi bir motivasyon ve irade gerektirir. Çocukların bunu öğrenip uygulaması için ise, mutlaka aile desteği gerekmektedir. Ailenin çocuğa destek olabilmesi ve ona bilinçli tüketim alışkanlığı kazandırabilmesi için de, kendilerinin bilinçli tüketiciler olmaları önemlidir. Mutfak alışverişi yapmadan önce liste yapmak, gereksiz harcamaların önüne geçmek için bir yol olabilir. Aylık yapılan harcamaların hesabını tutmak ve o ay içinde bütçeden örneğin kıyafet alışverişi için ayrılan miktarı aşmamak, bilinçli tüketici olmanızda etkili olabilir. Çocuk için alışverişe çıkmadan önce, çocukla sohbet edip neler alacağınızı ona söylemek, çocuğun isteklerini sınırlamak açısından önemlidir. Çocuğunuzun fazladan bir isteği var ise, bunun için para biriktirmesi gerektiğini anlatmak, ona bilinçli tüketim alışkanlığı kazandırmak adına iyi bir örnek olacaktır. Daha önce çocuğa hiç para biriktirme ile ilgili bir teşvikte bulunulmadıysa, çocuğa ilk iş olarak üç adet kumbara edindirmek, bu kumbaraları birikim, paylaşım ve harcama olarak ayırıp hepsinin ne anlama geldiğini çocuğa anlatmak, bilinçli tüketici olma yolunda yapılması gerekenler olarak sıralanabilir. Karşılanan her maddi istek, çocukları o an için mutlu etse de, uzun vadede satın alınanlar değil, aile ile kurulan sağlıklı ilişkilerdir mutlulukta belirleyici olan. Maddi tatmin anlık iken, manevi olarak huzurlu olan çocuklar, bilinçli tüketim alışkanlığını da çok daha rahat benimseyebileceklerdir.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • FİNANSAL HEDEFLERE ULAŞMAK

    pic4

    Kendiniz ile ilgili ya da yaptığınız iş ile ilgili hedefleriniz nelerdir? Eğer şu an için hedeflediğiniz şeyler varsa, bu soruyu cevaplamak sizin için zor olmayacaktır. Ama soru karşısında uzun uzun düşünüyorsanız, gelecek zaman içinde konu ile ilgili düşünmeye devam etmek, içinde bulunduğunuz zamanda yaşadığınız bazı sorunların çözümü olabilir.

    Her hafta, ay ya da yılbaşında genellikle kişiler kendileri için plan yapıp, hedefler belirlerler. Bu hedefler spora başlamak, sigarayı bırakmak, diyet yapmak, harcamaları azaltmak, yeni bütçe planı yapmak olabilir. Ancak hedeflerin hedef olmaktan çıkıp gerçekleşmesi, kişinin iradesinin sağlamlığı ile ilgilidir. İrade dediğimiz şey, temelde insanın dürtülerini kontrol edebilmesidir. Dürtüler kontrol altına alındığında, kişi bir adım atmadan önce düşünür. Yapacağı eylemin sonucunu kestirebilir. Düşünce esnasında eylemin sonucunun iyi olmayacağına karar verirse, o eylemi gerçekleştirmekten vazgeçebilir. Yapılan araştırmalar dürtülerini kontrol etmeyi erken yaşlardan itibaren öğrenen çocukların, büyüdükçe akademik yaşantıda, devamında da iş ve özel yaşantılarında daha başarılı olduklarını göstermiştir.

    Dürtüleri kontrol etmek sabırlı olmayı da beraberinde getirmektedir. Çocuk için sabretmek, oldukça zordur ama imkansız değildir. Beklemeyi öğrenen çocuğun hedefi olması ve hedefine ulaşması bunu bilmeyen bir çocuğa göre daha olasıdır. Beklemeyi öğrenemeyen çocuklar hedef sıkıntısı çektikleri gibi, yapmaları gereken işleri de zamanında yapamamaktadırlar. Bu çocuklar yetişkinliklerinde de aynı sıkıntıları yaşayabilmektedirler.

    Her pazartesi ‘’Bu hafta yediklerime dikkat edeceğim’’ deyip, pazartesi akşamı ‘’Yine çok yedim’’ klişesine rastlamak olasıdır. Ya da ‘’bu ay kredi kartına çok yüklendim, önümüzdeki ay alışveriş yapmayacağım’’ deyip, yeni bir çift ayakkabı ile eve dönülebilmektedir. Düşüncenin eyleme dönüşmesi, konu ne olursa olsun kişiye bağlıdır. İnsanların pes edip hedeflerine ulaşmasına engel olan şey idarelerinin zayıflığıdır. İş yaşantısı ya da özel yaşantısında başarılı olarak tanımlanan insanların ortak özelliği, zamanı iyi kullanmaları ve planlı olmalıdır. Uyku saatleri, çalışma saatleri, gün içinde yapılacak işleri, aileleri ile geçirecekleri vaktin içeriği bir plan dahilindedir. Böyle olunca, hem eğlenceye vakit ayırırlar, hem de işlerini zamanında yetiştirirler. Bundan dolayı da, stres seviyeleri planlı olmayan insanlara göre daha düşüktür. Yaşam kalitelerinin ise daha yüksek olduğu söylenebilir.

    Finansal hedefler belirlemek ve o hedefler için plan yapmak ve planı uygulamak kişinin geleceğine yapacağı yatırımlar açısından belirleyicidir. Yeni bir bütçe yapmak, harcamaları gözden geçirip, daha fazla tasarruf yapmanın yollarını aramak, konunun uzmanlarından finansal okuryazarlık konusunda destek almak finansal hedeflere ulaşmanın ilk basamaklarını oluşturmaktadır. Öncelikle kısa süreli hedefler koyarak, her ulaşılan hedef sonunda süreyi uzatmak, bir sonraki basamağa geçişte kişiyi başarmanın verdiği zevk ile bir adım ileriye taşıyabilir. Büyük ya da küçük olsun, kişinin kendine hedefler koyması ve o doğrultuda ilerlemesi iradesini de kuvvetlendirecek, zayıf olduğunu düşündüğü yönleri varsa onları da güçlendirecektir. Psikolog Roy Baumeister ‘‘İrade bir kas gibidir; ne kadar kullanırsanız o kadar çok gelişir’’ demiştir. Öyleyse, birkaç denemede başarılı olunmadıysa, pes etmek yerine tekrar denemek başarı getirebilir. İrade sahibi olmak, özgüveni de beraberinde getirir.

    Yetişkin bireyler olarak, çocuklara ve gençlere iyi örnek olmak için kendine güvenmek, hedefleri gerçekleştirmenin zorlukları bilindiği halde, bu zorluklarla başa çıkılabileceği mesajını onlara vermek, onların geleceği için de olumlu olacaktır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • ÇOCUKLARA YARDIMSEVER OLMAYI AŞILAMAK

    EBEVEYNLİK STİLLERİ

    Türk Dil Kurumu sözlüğünde yardım; kendi gücünü ve imkanlarını başka bir kişinin iyiliği için kullanmak olarak tanımlanmaktadır. Yardımseverlik ise bunun sürekli eyleme dönüşmüş, gerektiğinde bizden yardım isteyen birine yardım etmeye hazır durumda bulunmak olarak tanımlanabilir. Sıkıntıda olduğunu bildiğiniz birine elinizi uzatmak, karşıdan karşıya geçmeye çalışan birine yardım etmek, sokak hayvanlarına su ve yiyecek temin etmek yardımseverliğe örnek davranışlardır.

    Çocuklarınıza yardımsever olmayı erken yaşlardan itibaren aşılayabilirsiniz. Yardımseverliğin ilk adımları çocuklarda paylaşma eylemi ile atılır. Oyuncağını arkadaşı ile paylaşması, bunun en güzel örneğidir. Henüz bencil davrandıkları 2 yaş civarındaki çocuğunuza, oyuncaklarını arkadaşı ile paylaşması konusunda telkinde bulunduğunuz zaman, bu davranışı belli bir süre sonra çocuğunuzun siz söylemeden yaptığını gözlemleyebilirsiniz. Burada önemli olan, zaten inatlaşma süreci içinde olan çocuğunuza sert tepkiler göstermeden yaklaşmanızdır. Sosyal çevresi ile etkileşimde olan çocuğunuzun bu davranışını takdir etmeniz de, onun bu davranışı devam ettirmesinde etkili olacaktır.

    Çocuklar her konuda olduğu gibi yardımseverlik konusunda da aile bireylerini örnek almaktadırlar. Sizden yardım isteyen birine sizin yaklaşımınız, çocuğunuzun da aynı durumdaki başka bir bireye yaklaşımına örnek olacaktır. Dolayısıyla, yardım isteyen birine o anda yardım edemeyecek durumda iseniz, bunu çocuğunuzda olumsuz bir izlenim bırakmadan yapacak olmanız doğru olacaktır. Kullanmadığınız giysilerinizi ihtiyacı olanlar ile paylaşmak, yardım kuruluşlarına imkanınız el verdiği sürece destek olmak, sadece maddi yardım değil, örneğin yardıma muhtaç kimseler için düzenlenen bir organizasyonun her hangi bir aşamasında yer alıyor olmak da, sizin yardımseverlik adına yaptığınız eylemler olarak çocuğunuz tarafından gözlemlenecektir.

    Kendisine artık küçük gelen ayakkabıları, giysileri ihtiyacı olan başka bir çocuğa vermeden önce bununla ilgili çocuğunuzla sohbet etmeniz, bunu neden yaptığınızı ona anlatmanız yardımseverlik bilincini çocuğunuza yerleştirmenize yardımcı olacaktır. Artık okumadığı kitaplar, oynamadığı oyuncakları da yine aynı şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırmanız, hatta bunu çocuğunuzla birlikte yapıyor olmanız onun geleceğine olumlu katkılar yapacaktır. Yardımseverliğin bilincinde olan çocuk, kendi duygularını anlamasının yanı sıra, karşısındaki kişinin de duygularını anlayacaktır. Empati yeteneği gelişecektir. Dolayısıyla daha az bencil olacaktır. Kendisinden yardım isteyen birine tepkisiz kalmayacaktır.

    Günümüz dünyasında herşeyin hızla tüketildiği, insanların çoğu zaman kafasını kaldırıp, neler oluyor diye etrafına bakmadığı bu çağda insanlık adına yapılan davranışlar düşünülenden çok daha değerlidir. Yardım etme davranışı, hem yardım alan kişiyi hem de yardım eden kişiyi olumlu etkilemektedir. Çalışma hayatının yoğunluğundan, rekabet ortamından, sanal dünyada geçirilen zamanın uzunluğundan, insanların birbiriyle göz teması azalmış durumdadır. Böyle olunca da, karşımızdaki insanın gerçekten ne istediğini ya da hissettiğini anlamak güç hale gelmiştir. Bunun devamında da iletişimde, ilişkilerde kopukluk, karşımızdaki insanların hislerine ya da isteklerine tepkisiz kalma gibi durumlar görülebilmektedir. Geleceğin yetişkinleri çocuklara yardımseverlik duygusunu onlara erken yaşlarda aşılamak, bunun için de yardımseverlik eylemini gerçekleştirmesi için ona ortam yaratmak, bu türden davranışlarda bulunduğunda onu takdir etmek, yardımseverlik ile ilgili bildiğiniz hikayeleri onlara anlatmak, yardımseverlik konusunda onların görüşlerini dinlemek siz ebeveynler olarak çocuklarınıza yapacağınız değerli katkılardan biri olacaktır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • ÇOCUKLARA TASARRUFU ÖĞRETMEK

    OKULA DÖNÜŞ

    Diş fırçalarken suyu kapatmak, işimiz bittiğinde lambayı söndürmek, kağıt israfı yapmamak, tabağımıza yiyebileceğimizden fazla yemek almamak… Tasarruf etme ile ilgili örnekler çoğaltılabilir. Söz konusu çocuklar olunca bu konu daha da önemli hale geliyor. Çocuklara tasarruf bilincini erken yaştan itibaren yerleştirmek, onların geleceğine olumlu katkılar sağlayacaktır. Giderek yok olan doğal kaynaklar göz önünde bulundurulduğunda, çocuklara tasarrufu öğretmenin ötesinde, bu davranışın yerleşmesinin onların geleceğini de şekillendireceğini göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Bugün oynadığı bir oyuncaktan ertesi gün sıkılıp yenisini isteyen bir çocuk, tasarrufun doğasına aykırı bir davranışta bulunmasının yanı sıra, belli bir süre sonra aldığı hiç bir oyuncaktan tatmin olmayacak, dolayısıyla oyuncak onun için bir şey ifade etmeyecek hale gelebilecektir.

    Çocuğa bir alışkanlık kazandırılmak isteniyorsa, bunun üzerinde çalışılması gerekmektedir. ”Bak kızım eğer bu odayı kullanmıyorsak, ışık boşa yanmasın, kapalı tutalım” demek de bir yoldur. Bunu hem söz hem davranış ile birlikte göstermek de bir yoldur ve bu yol birincisinden çok daha etkilidir. Sebebine gelince, çocuklar siz ne yaparsanız sizi model alırlar. Yani taklit ederler. Dolayısıyla sadece sözel ifade etmek yerine, hem ona yol gösterir şekilde kullanmadığınız odanın ışığını söndürmeniz, hem de bunu neden yaptığınızı çocuğunuza anlatmanız daha etkili olacaktır. Sabah banyoda dişinizi fırçalarken, suyu açık gören çocuğunuza, ”diş fırçalarken suyu boşa akıtmamalıyız” demeniz çocuk için bir anlam ifade etmeyecektir. Tasarruf ile ilgili çocuğunuzu uyarırken, ayağınıza çok yakıştı diye aynı ayakkabının farklı bir rengini almak da yine çocuğunuza karışık bir mesaj gitmesine sebep olacaktır.

    Aile olarak tasarruf sizin için ne ifade ediyor? Tasarruf bilinciniz ne düzeyde? Eşinizle tasarruf etmek konusunda ters düştüğünüz durumlar oluyor mu? Bu sorulara verdiğiniz cevaplar da bir bakıma çocuklarınıza aşılayacağınız tasarruf bilincini etkileyecektir. Baba 1 yerine 3 kilogram meyve alıp, yarısının çürüyüp çöpe atılmasını umursamıyorken, anne bunun için babaya söyleniyorsa ve çocuk bu diyaloğa maruz kaldıysa yine kafası karışacaktır. Her durumda olduğu gibi günlük yaşantı içinde belki de üzerinde çok durulmayan tasarruf konusu, çocuğun aile içinde yaşananlara bakışını şekillendirip, kendi geleceğine de etki edecektir. Gereğinden fazla ve kontrolsüz harcama yapmak bunun en belirgin örneği olacaktır. Sürekli tasarruftan bahsedip, ebeveynler olarak tasarruf yapılmıyorsa, çocuğun da tasarruf yapmasını beklememek gerekmektedir. Fakat bir kere bu bilinç çocuğa yerleştirilirse, siz tasarrufun doğasına aykırı bir davranışta bulunduğunuzda, bu sefer çocuğunuz sizi uyaracaktır.

    Tasarrufu sadece maddesel şeylerle ilişkilendirmemek gerekmektedir. Tabii ki gereksiz harcamalardan kaçınmak, bir şey satın almadan önce bu benim isteğim mi ihtiyacım mı sorusunu sormak, birikim yapmak, finansal geleceğinizin sağlığı açısından çok önemlidir. Bunların yanında geriye döndürülmeyen, para ile satın alınamayan zaman tasarrufların en önemlisidir. Dolayısıyla çocuklarınıza doğru zamanda doğru alışkanlığı kazandırmak, onların geleceğine yapacağınız en güzel tasarruf olacaktır. Erken yaşta kazandırılan tasarruf alışkanlığının etkilerini çocuğunuz hayat boyu görecektir. Kendi zamanınızı doğru kullanmak, yapmanız gereken işlerinizi ertelemeden zamanında yapmak, çocuklarınızla geçirdiğiniz zamanı kaliteli kullanmak da tasarrufa örnektir. Para gereklidir. Satın alınması istenilen şeyler için bir araçtır. Zaman ise, para ile satın alınan her şeyin üstündedir ve değeri paha biçilemez. Çocuklarınızla geçirdiğiniz her saniyenin önemini farkedip, onların hayatlarına güzel dokunuşlar yapmak, onların geleceklerini de güzelleştirecektir.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • ÇOCUKLARA PARAYI ÖĞRETMEK

    fft99_mf3800119

    Damlaya damlaya göl olur. Ak akçe, kara gün içindir. İşten artmaz, dişten artar. Okul öncesi dönemdeki çocuk için bu cümleleri kavramak pek mümkün olmasa da, yetişkinler ne anlama geldiğini bilirler. Atalarımızın yüzyıllar önce söylediği, o günlerden günümüze hala kullanılan kazanmayı, çalışmayı ve biriktirmeyi öğütleyen sözler. Çalışmanın ve kazanmanın çıktısı da adına para denen ”araç”. Para üzerine sayısız kitaplar yazılmıştır. Herkesin mutlaka bir fikri vardır ve tüm ticari eylemler için kullanılmaktadır.

    Hayatın bu kadar içinde olunca, para ile ilgili konulara hakim olmak günümüz dünyasında kişiyi bir adım öne taşımaktadır. Bu nedenle, özellikle ebeveynler için parayı çocuklara öğretmek önemlidir. Okul öncesi dönemde üzerinde durulmayan, büyüyünce nasılsa öğrenir yaklaşımı, çocukların para ile geç tanışmalarına ve para ile ilgili konularda bu deneyimi erken yaşamış akranlarına göre dezavantajlı olmalarına neden olabilmektedir.Yapılan bazı araştırmalar, para ile erken yaşta tanışan ve para kullanımına erken yaşta başlayan çocukların, ilerleyen senelerde yaşıtlarıyla karşılaştırıldıklarında, harcamalarında daha planlı olduklarını ortaya çıkarmıştır.

    Çocuğum daha çok küçük paradan ne anlayabilir ki? diye düşünebilirsiniz. Çocuk 3 ile 6 yaş arası dönemde para ile ilgili basit kavramları algılayacak düzeydedir. Bu yaş döneminde psikososyal kimliğin gelişimi ile tüketim alışkanlıkları da şekillenmeye başlamaktadır. Dolayısıyla para nedir, ne işe yarar, para nasıl kazanılır gibi soruların cevabını çocuğunuza bu yaşlardan itibaren öğretebilirsiniz. 3 yaşından itibaren basit finansal kavramları (biriktirme, harcama gibi) anlayabilen çocuk, 7 yaşına geldiğinde para ile ilgili alışkanlıklar edinmeye başlayacaktır. Bu alışkanlıkların kazanılması için ebeveyn desteği ve kontrolü gereklidir. Çocuğa yaşına uygun miktarda ve düzenli harçlık vermek, konunun temelini oluşturmaktadır. Çocuğun para ile ilk tanışması, paranın ne işe yaradığını kavraması ve nasıl kullanıldığını öğrenmesinin çocuk açısından bir çok artısı vardır. Hedefler belirlemesi, hedeflerine ulaşırken kendi kendine plan yapma becerisi geliştirmesine para ile olan ilişkisi yardımcı olacaktır. Bu nedenle çocuklara erken yaşta verilecek para eğitimi, onun hayatını da bir anlamda düzenleyecektir.
    Biriktirme bir anlamda beklemenin davranışa dönüşmüş halidir. Beklemek okul öncesi çocuk için bir yetişkine oranla daha zorlu olabilmektedir. Çocuklar isteklerini hemen gerçekleşsin isterler. Fakat ebeveynin davranışlarını takip eden çocuk, onu taklit de eder. Çocuklar taklit yoluyla öğrenebildikleri için ve biriktirme davranışını, “yetişkin” davranışı olarak gördüklerinden çok çabuk benimserler. Bu davranışın arkasında “hazzı ertelemek” ten çok “yetişkin gibi davranmak” vardır. Bu nedenle çocuklara biriktirme, paylaşma ve harcama davranışları erken yaşta verilirse ve hayatın içinde bunu yaşamaları sağlanırsa, bu kavramlar çocuk için soyut olmaktan çıkıp işlevsel hale gelecektir.

    Öyleyse, çocuklara madeni paraları ve kağıt paraları öğretmek öncelikli olmalıdır. Bunu yaparken, sabırlı olmak, işin içine biraz da oyunu katarak yapmak, öğrenmeyi zevkli kılacaktır. 3-6 yaş arasındaki çocuk, bir şeyler satın almak için paraya ihtiyaç olduğunu anlayabilecek yeterliliktedir.  Madeni ve kağıt paraları ve değerlerini tanımlayın. Kuruş, lira, kağıt para gibi kavramları oturtması zaman alabilir, belirli aralıklarla gerektiğinde tekrar tanımlayın. Hangi para ile ne alınabilir üzerinden örnekler vermek işinizi kolaylaştıracaktır. Hangisi pahalı hangisi ucuz sorusuna cevap bulacağı şekilde sorular sorun, cevabını bekleyin. Yanlış yaptığında, birlikte tekrar düşünelim bakalım hangisiymiş diyerek öğrenmesini destekleyin ve yanlış yaptığında tekrar cevap vermesi için cesaretlendirin. Çocuğunuz okuma-yazma öğrendiği andan itibaren ise, Alışveriş yaparken etiketleri okumasını isteyebilirsiniz.

    Bedava ile parayla satın alınacak şeylerin farkını anlamasını kolaylaştıracak örnekler verin. Örneğin parkta salıncakta sallanmak için paraya ihtiyaç yokken, giyecek ve yiyecek için para gerektiğini ona anlatın.Her alışverişe çıkışınızın ona bir şeyler almak olmadığını söyleyin ve alışverişten önce her seferinde bunu tekrar etmekten sıkılmayın. 3 adet kumbara edinin. Birikim, paylaşım ve harcama kumbaralarını olarak adlandırdığınız bu kumbaraların işlevlerini çocuğunuza anlatın. Örneğin, harçlığının birikim için ayırdığı kumbarasında birikenler ile istediği bir oyuncağı alabileceğini söyleyin. Çocuklar erken gelişim döneminde ebeveynlerinin yönlendirmelerine ihtiyaç duyarlar ve ebeveynlerinden destek gördüklerinde bundan mutlu olurlar. Yaptığınız her davranış onlar tarafından dikkatle gözlemlendiğinden, kendi adınıza bütçenizi yönetmekte, birikim ya da harcama konularında sıkıntı çektiğiniz durumlar var ise bunlarla ilgili destek almaktan çekinmeyin. Çocuğunuza istek ve ihtiyaç kavramlarını açıklarken, bu tanımlara uygun düşmeyen davranışlarınız olursa, çocuğunuzun kafası karışacaktır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • ÇOCUKLARIN İSTEKLERİ İLE BAŞA ÇIKMAK

    pic6

    Çocuklar ve bitmek tükenmek bilmeyen istekleri, ebeveynler için zaman zaman zorlayıcı olabilmektedir. Erken gelişim dönemindeki oyun ve oyuncak istekleri, ergenlik döneminde yerini genellikle elektronik alet ve kıyafet merakına bırakmaktadır. Kontrol altına alınmayan istekler, ebeveyn ve çocuk arasında gerginliğe yol açmaktadır. Bu gerginliğin yaşanmasına engel olmak ise ebeveynin tutumuna bağlıdır. ‘‘Hayır’’ demeyi bilen, çocuklarına sınır koymayı başarabilen ebeveynler, bu tür sıkıntılarla daha az karşı karşıya kalmaktadırlar. Ebeveyn çocuğu sınırlamazsa, çocuk sınırlarının farkında olmayacak ve yerine getirilmeyen her istek için kriz çıkaracaktır. Bu krizleri engellemek ya da baş etmek yerine, ebeveyn istekleri yerine getirmeye devam ederse, çocuk nerede durması gerektiğini bilmeyecek, hem sosyal hem de özel yaşantısında sık sık problemlerle karşılaşabilecektir.

    Modern hayatın getirdiği stres ve yoğun çalışma saatleri ile ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımları da bazen sıkıntılı olabilmektedir. Sabah çok erken çıkıp, eve geç saatte dönen ebeveyn, çocuklarının isteklerini sınırlama konusunu göz ardı edebilmektedir. Çocuğuna vakit ayıramadığı için kendini suçlu hisseden ebeveyn, her akşam çikolata ya da oyuncakla eve geldiğinde çocuk, anneyi ya da babayı istek karşılayıcı olarak görüp,  yerine gelmeyen istekler karşısında öfke nöbetleri sergileyebilmektedir. Bu durum bir süre sonra, çocukta tatminsizlik duygusuna, çabuk öfkelenmeye, ani duygu değişimlerine ve sabırsızlığa dönüşüp, ebeveynler için içinden çıkılmaz bir hale gelebilmektedir. Durum bu noktaya geldiyse ebeveynlerin çocukla arasındaki iletişimi gözden geçirmesi gerekmektedir. Çocuğun öfke nöbetleri karşısında kayıtsız kalmak ya da sokakta ağlayıp sizi zor durumda bırakmasın diye hemen eline istediğini tutuşturmak çözüm olmayacaktır.

    Çocukla sohbet etmek, isteklerini öncelik sırasına koyması için yardımcı olmak, her alışverişe çıkmanın ona hediye almak anlamına gelmediğini alışverişten önce kendisine anlatmak ve bunu sıkılmadan her seferinde tekrar tekrar yapmak atılacak ilk adımlardan olmalıdır. Sürekli isteklerin karşılanması çocukta sabretmeyi öğrenmeyi de ertelediği için, çocuk bir yerden sonra sürekli alan ama tatmin olmayan bir birey olarak yetişmeye devam edecektir. Yetişkin dönemde de davranışlarında ve kişiliğinde problemler olma olasılığı artacaktır. Çocuğa parayı ve paranın değerini öğretmek bu tür sorunlarla başa çıkmada etkili olabilmektedir. Paranın çalışılarak kazanıldığı, kazanılan tüm paranın harcanmaması gerektiği, tasarruflu olmanın, birikim yapmanın gelecek için önemini çocuk ile sohbet ederek ona anlatmakta fayda vardır.

    Çok hediye, ya da çocuğun her isteğinin karşılanması onu mutlu eder diye düşünmek sorunları aşmada etkili olmayacaktır. Çocuk temelde ebeveyninin ilgisini ve sevgisini ister. Bu istekler karşılanmadığı zaman hırçınlaşır. Zamansız ve gereksiz istekler bu eksikliğin dışa vurumu olarak karşınıza çıkabilir. Çocuğa ‘‘hayır’’ demekten çekinmemek, o anda istediği şeyin neden olmayacağını açıklamak, çocuğa bir hediye vermeden önce beklemesini sağlamak, bazı istekleri çocuğa kendi harçlıkları ile alabileceğini söyleyip, birikim yapmaya teşvik etmek çocukların harcama alışkanlığı kazanmasına da yardımcı olacaktır. Bu sayede, beklemeyi bilen, çevre ile ilişkilerinde daha dengeli bir birey olmasına katkı sağlanacaktır. Bunları yaparken, ebeveynler olarak kendi isteklerinize karşı tutumlarınızı da gözden geçirip, çocuklara örnek olmak önemlidir.

    Yaptığınız harcamaları gözden geçirmek, alacağınız bir eşyanın istek mi ihtiyaç mı olduğunu sorgulamak, ani alışveriş istekleri karşısında kendinizi kontrol etmek gibi durumları incelemekte fayda vardır. Unutulmamalıdır ki, çocuklarınız sizi model alır ve siz nasıl davranırsanız, onlar da öyle davranır.  Çocuğumun istekleri ile başa çıkamıyorum derken, öncelikle kendinize ayna tutmak sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. ‘‘Ne yaparsam yapayım durum bir türlü düzelmiyor’’ diyorsanız, konu ile ilgili profesyonel bir destek almak yerinde olacaktır.

     

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı ÇOBAN

  • ERGENLERDE PARA VE DAVRANIŞ SORUNLARI

    3kmb_main

    Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe uzanan ”geçiş” dönemi olarak tanımlanabilir. Bir yandan çocukluktan çıkış, bir yandan da yetişkin gibi davranmaya çalışmanın ilk evresi olarak düşünüldüğünde, bu yeni döneme uyum sağlamak için ebeveynlerin süreci olağan karşılamaları, sorunların üstesinden gelmek açısından etkili olacaktır.

     

    Ergenlik bedensel, ruhsal ve toplumsal dönüşümü içerir. Hormonal değişikliklere, yeni bedene alışmaya çalışma ergeni kimi zaman hırçınlaştırabilir. Duygularda ani değişikliklerin ve stresin yoğun olduğu bu dönemde, bazı davranışları yaşının altında görüldüğünde ‘‘sen çocuk musun’’ diye uyarılır, bazen de ‘‘bu iş için yaşın daha çok küçük’’ diye eleştirilir. Bu yüzden ergen, içinde bulunduğu dönemin karmaşıklığı ile ruhsal sıkıntılar yaşayabilir. Ruhsal sıkıntılarını ailesi ile paylaşamayan genç, çözümü ev dışında arkadaşları ya da kendince otorite olarak gördüğü, yaşı kendisinden büyük kişilerle paylaşma eğilimi gösterir. Bu durum bazen gencin kötü alışkanlıklar edinmesine veya riskli davranışlar göstermesine neden olabilir. Genç çocuğunuz ile bağınız ne kadar kuvvetli olur, onu dinlediğinizi ve anladığınızı ne kadar çok gösterirseniz bu riskleri minimuma indirmiş olursunuz.

     

    Kendinizi ergenin yerine koymak, onun yaşadığı mutlulukları ve üzüntüleri paylaşmak, bunu yaparken ağır eleştirilerde bulunmak yerine, mümkünse kendi yaşantınızdan da örnek vererek yaşadığı sıkıntıların geçici olduğunu, zamanla olaylar karşısında vereceği tepkilerin ”olması gerektiği gibi” olacağını söylemek ergeni davranışları konusunda bilinçlendirirken, özgüveninin de gelişmesine katkı sağlayacaktır. Özgüven geliştikçe de yaptıklarının sorumluluğunu almayı, kendini ifade etmeyi ve sosyal ilişkilerini sağlıklı yürütebilmeyi öğrenecektir. Bu noktada gence para yönetimi ile ilgili de tavsiyelerde bulunmak yerinde olacaktır.

     

    Genç çocuğunuzun düzenli harçlık almasını sağlamak, harçlığının hangi harcamaları içerdiğini ara sıra hatırlatmak, harçlığını idare etme durumu gözden geçirmek (Örneğin; harçlığı vaktinden önce bitiyor ise nedenini mutlaka araştırmak), yaptığı harcamaları ona çok hissettirmeden, yargılamadan kontrol etmek, onun bağımsız ama bir yandan da size bağlı yaşadığını hissettirmek, para harcama alışkanlığını sağlıklı bir şekilde edinmesine de yarar sağlayacaktır. Bilindiği gibi para yönetiminin, okul öncesi dönemde edinilmeye başlanması gerekmektedir. Daha önce bu konu genç çocuğunuz ile aranızda gündeme gelmediyse, tekrar hatırlatmakta fayda vardır: Ne kadar erken para ile tanışılıp onun yönetimi ile ilgili bilgi sahibi olunursa, ileriki yaşlarda hedeflere ulaşmada o kadar rahat yol alınır. Aile içinde paraya bakış, harcama alışkanlıkları genç çocuğunuz tarafından izlendiğinden, ona doğru örnek olmak adına, ebeveynler olarak para konusunda bilinçlenmek önemlidir.

     

    Ebeveynlere birkaç tavsiye:

     

    • Aile içinde karar almada ve bu kararları uygulama sırasında katılımına izin verin.
    • Herhangi bir konuda fikrini söylemesi için teşvik edici olun.
    • Bana yalan söyleme demek yerine, bana doğruyu söyle demeyi tercih edin.
    • Tutarlı olun. Yerine getiremeyeceğiniz şeyler için söz vermeyin.
    • Yaptığı harcamalar, televizyon izlemesi ve internet kullanımı konusunda genç çocuğunuzu uyarırken, kendi harcamalarınızı, televizyon izleme sürenizi ve internet kullanımınızı gözden geçirin.

    Hedef Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

    Uzm. Psk. Aslı Çoban