ÖZGÜR BOLAT

Özgür BOLAT’ ın Yazıları

  • SORUMLULUK SAHİBİ ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR?

    shutterstock_249957736

    Çocuk sıranın önüne geçiyor. Baba da uyarıyor: “Amca kızar.”

    Çocuk bir daha deniyor. Bu sefer anne uyarıyor: “Oğlum ayıp.”

    Acaba bu söylemlerle büyüyen çocuk nasıl bir birey olur?

    DIŞ REFERANSLI AİLE

    Dış referanslı aile çocuğunu korkuyla ve tehditle büyütüyor. Bu korkuyu ya kendisi yaratıyor ya da bir dış otoriteyi kullanıyor.

    Çocuğa bir iş yaptırmak için, “Bak amca kızar.” diyor. Ya da toplumsal baskıyı kullanıyor, “Ayıp!” diyor.

    Çocuk dış referanslı büyüyor.

    ÇOCUK NE ÖĞRENİYOR?

    Çocuk bu durumda talimatla ve korkuyla iş yapmayı öğreniyor.
    Kendisi inisiyatif alamıyor.

    Başında bir otorite (müdür, patron, öğretmen) olmayınca iş yapmıyor. Etki yaratmıyor.

    En önemlisi de “Ben ne istiyorum?” sorusundan ziyade “Otorite ne istiyor?” sorusunu soruyor.

    ÇOCUKLARI BEKLEYEN TEHLİKE

    Bu çocuklar ailesine sevgi de duyamıyor.

    Çünkü sevgi ile korku/endişe aynı yerde bulunamaz.

    Sevdiğimiz şeylerden korkmayız. Korktuğumuz şeyleri sevmeyiz.

    Bu aileler çocuklarına rehberlik de yapamıyor. Çünkü çocuklar yanlışlarını ve hatalarını korktuğu için ailesiyle paylaşmıyor.

    KORKUYA VE DIŞA BAĞIMLILIK

    Öğretmen Liderliği Projesi’nde bir öğretmen çocukların sorumluluk düzeyini anlamak için çocuklardan veri topluyor.

    Bu bağlamda onlara bir soru soruyor: “Ödevini yapmayanlar için ne yapalım?”

    Yanıtlara bakın.

    Ekran Resmi 2015-10-28 11.33.41

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Ne görüyorsunuz?

    Çözümlerin hepsi dış referanslı. Ya ceza var ya da dış otoriteye gönderme.

    Dış referanslı bu çocukların sorumluluk almasını bekleyebilir miyiz? Bu düşünce tarzını kim oluşturdu? Aile ve öğretmen.

    Peki, ne yapılmalı?

    SORUMLULUK KAZANDIRAN AİLE

    Sorumluluk kazandıran aile kural koyuyor ve o kurallar içinde çocuğa seçme özgürlüğü veriyor.

    Kurallar da ailenin değerlerine bağlı oluyor.

    Kuralların bir özelliği de var. Hem anne hem baba kurallarda hemfikir.

    Baba, sıranın önüne geçen çocuğa “Amca kızar.” demiyor.

    “Oğlum, sıranın önüne geçmek o kişilere saygısızlık olur. Bizim ailede saygı önemlidir.” diyor.

    Anne, “Yere çöp atma, ayıp!” demiyor.

    “Oğlum! Biz çevreye saygılıyız.” diyor.

    Bu durumda çocuk dış değil, iç referanslı yetişiyor.

    PUSULA NE?

    Çocuğun pusulası korku, talimat, otorite değil, kendi değerleri oluyor.

    Bu çocuğu kontrol etmenize gerek yok. Onu kendi değerleri kontrol eder.

    Bu çocuk “Başkaları ne ister?” ya da “El ne der?” değil, “Ben ne istiyorum?” ve “Benim için ne önemli?” sorularını soruyor.

    Peki, bu durumda diğer insanlar önemsiz mi olacak?

    DİĞER İNSANLAR

    Tam tersi bu çocuklar diğer insanları daha çok önemsiyor.
    Çünkü diğer insanları kontrol eden, talimat veren, ayıplayan olarak görmüyor.

    Korkunun yokluğu, sevgiyi öğretir. Dahası değerleri güçlü olan çocuk, diğer insanlara saygı göstermeyi de öğrenir.

    Sonuç olarak çocukları dış referansla değil, her zaman iç referansla ve değerlerle yetiştirmeliyiz. Söylemlerin özünde değer olmalı.

    Bu durumda çocukların pusulaları her zaman ellerinde olacaktır.

     

    www.twitter.com/ozgurbolat
    www.facebook.com/bolatozgur

     

    Paylaş
  • ÇOCUKLAR NEDEN TEKNOLOJİYE BAĞIMLIDIR?

    bigpic

    Çocukların çoğu teknolojiye bağımlı.
    En çok nasıl kullanıyorlar diye bakıyoruz.
    İlk üç sırada oyun, sosyal medya, müzik, film var.
    Ama aynı zamanı ve enerjiyi okula vermiyorlar?
    Evdeki teknolojiye bağımlı olan çocuk, neden okula ya da okuldaki teknolojiye bağımlı olmuyor?

    HAYVANAT BAHÇELERİ

    Oxford Üniversitesi’nden araştırmacılar Clubb ve Mason vahşi afrika fillerinin hayatını araştırırken ilginç bir şey farkediyor.

    Bulundukları ortama göre, yaşam süreleri muazzam değişiklik gösteriyor.

    Filler, doğal ortamda 56 yıl yaşarken, hayvanat bahçesinde sadece 17 yıl yaşıyor. Neden acaba?

    ÜNLÜ WHITEHALL ARAŞTIRMASI

    College London Üniversitesi’nden Prof. Michael Marmot İngiltere Hükümetinde çalışan 18.000 kişinin sağlık durumlarını karşılaştırıyor.

    Ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor.

    Alt seviyede çalışanların kalp krizi geçirme ihtimali, üst düzeyde çalışanlara göre tam üç kat daha fazla. Neden acaba?

    EKSTREM SPORLAR

    Giessen Üniversitesi’nden Prof. Renate Deinzer paraşütcüler üzerinde bir araştırma yapıyor.

    Paraşüte ilk başladıklarında ve uzmanlaştıklarında vücutta salgılanan adrenalin oranlarını karşılaştırıyor.

    İlginç bir şey buluyor. Kişi deneyim kazandıkça, vücut daha az adrenalin salgılıyor. Öyleyse, neden kişiler hala ekstrem sporları yapmaya devam ediyor? Acaba adrenalin dışında başka bir etken mi var?

    KONTROLDE OLMA İHTİYACI

    Bu üç araştırmaya bakınca çok net bir şey görüyoruz.

    İnsanların ve hayvanların en temel ihtiyacı “kontrolde olmak”. Herkes hayatının kontrolü elinde olsun istiyor.

    Filler hayvanat bahçesine yerleştirilince, onların elinden hayatlarının kontrolü alınıyor.

    Düzenli yemek ve üst düzey korunma sağlanmasına rağmen, kontrol alınınca daha az yaşıyorlar.

    İnsanlarda da durum aynı. İngiltere Hükümetinde alt düzeyde çalışanlar karar verme ve seçim yapma gücüne sahip değil. Bu da stres yaratıyor. Üst düzeyde çalışanlar kendilerini kontrolde hissediyor. Yaşamları, tahmin edilenin aksine daha az stresli.

    İNSANDA KONTROL İHTİYACI

    İnsanda kontrol ihtiyacı o kadar önemli ki ekstrem sporlarla ilgilenenler bu şekilde kontrol ihtiyacını karşılıyor.

    Kontrol edilmesi en zor ortama kendisini atıyor ve kontrol etmeye çalışıyor.

    Daha az adrenalin salgılanmasına rağmen, kontrol ihtiyaçlarını karşıladıkları için bu tür sporlara devam ediyor.

    SAHAMIZDA OYNADIĞIMIZ MAÇLAR

    Aynı şekilde kontrol ihtiyacından dolayı kendi sahamızda seyircisiz oynasak bile, daha çok maç kazanıyoruz. Kontrolünde olduğumuz sahaya başkaları girince, testesteron oranı artıyor ve daha saldırgan oluyoruz.

    TEKNOLOJİ KONTROL VERİR Mİ, ALIR MI?

    Şimdi soru şu: çocuklar kontrol ihtiyacını okulda mı karşılayabiliyor yoksa evdeki teknolojiyle mi?

    Okul ya da okuldaki teknoloji çocuklara kontrol ve seçme özgürlüğü vermez. Her şey sistemin ve öğretmenin kontrolündedir. Çocuk adeta bir maşadır.

    Ama evdeki teknoloji, yani oyunlar ve sosyal medya, tamamen çocuğun kontrolündedir.

    Bilgisayar oyunu oynayan çocuk karakterden tutun da ortama, seviyeye kadar her şeyi kendi seçer. Kontroldedir.

    Arkadaşlarıyla istediği zaman istediği şekilde ilişki kurar. Kontroldedir.

    Yani, okul kontrolü çocuktan alır, evdeki teknoloji kontrolü çocuğa verir.

    BAĞIMLILIK İHTİYACI

    Kısacası, aslında çocuklar teknolojiye bağımlı değildir. Çocuklar teknoloji aracılığla bir bağımlılık olan kontrol ihtiyacını karşılar.

    Gerçek hayatta bu ihtiyacını karşılayan çocuk, teknolojiye aşırı derecede yönelmeyecektir.

    Bir baba anlattı.

    Çocuğunun elinden IPAD’i almış. Çocuk tepki göstermiş. Ama o sırada onla öyle oyunlar oynamış ki önceden sürekli IPAD isteyen çocuk, şimdi babasıyla oyun oynamak ve zaman geçirmek istiyormuş.

    Onun için yapılması gereken gerçek hayatta ve okulda çocuğa seçme özgürlüğü, özerklik ve kontrol vermektir.

    NOT: Tabii bu arada kontrolde olma ve seçim yapma ihtiyacı tek başına etken değil. İlişki kurma, gelişim ve keşfetme çocukların diğer temel ihtiyaçları. Bunları da okul değil, teknoloji sunar. Bunları da başka yazılarda irdeleyeceğim.

    www.twitter.com/ozgurbolat

     

     

  • KURALSIZLIK ÇOCUKLARA NASIL ZARAR VERİYOR?

    BOŞANMA VE ÇOCUK (2)

    Çoğu ailede çocuğun her istediği yapılıyor. Çocuğun davranışlarını belirleyecek kurallar ve sınırlar koyulmuyor.

    Kurallar olmayınca da aileler durum göre karar veriyor.

    Çocuk, aynı isteğine farklı zamanlarda farklı tepkiler alabiliyor. Bazen evet olan şey, bazen hayır oluyor. Tabii çocuk da hayır’ı, evet’e dönüştürmeyi öğreniyor.

    Çoğu zaman da manipulasyonla.

    Böyle bir ailede yetişen çocuğun, hayatta başarılı olması da zorlaşıyor.

    Peki, kuralların net olmadığı bir evde, çocuk neden başarılı olamıyor?

    OTOKONTROL VE BAŞARI

    Daha önce de yazdığım gibi Stanford Üniversitesi’nden Prof. Walter Mischel bir grup çocuğu tek tek bir odaya alıp, masalarının üstüne bir lokum koyuyor ve şöyle diyor:

    “Ben şimdi dışarı çıkıyorum. Bu lokumu yemek istersen, yiyebilirsin. Ama ben dönünceye kadar bu lokumu yemezsen, sana bir lokum daha vereceğim.”

    Araştırmacı bakıyor ki çocukların yaklaşık %70’i bekleyememiş ve lokumu yemiş.

    Araştırmanın burası çok da ilginç değil. Yıllar sonra, Mischel bu kişileri buluyor ve hayatlarını inceliyor ve çok ilginç bir şey keşfediyor.

    O gün lokumu yemeyenler, okullarında ve işlerinde çok daha başarılı olmuş.

    Çünkü bu kişilerin otokontrolü var. Otokontrolü olan kişi de disiplinli çalışabiliyor. Disiplin de başarı getiriyor.

    EVDEKİ KURALLAR VE BAŞARI

    Peki, bu araştırmanın evdeki kurallarla ne ilgisi var? Onun yanıtı da başka bir araştırmada gizli.

    Rochester Üniversitesi’nden araştırmacı Celeste Kidd, aynı lokum deneyini yapıyor ama bir farkla.

    Deneyden önce çocukların bir resim çizmesini istiyor ve bir kural söylüyor: resim çizenler, bir tane boya kutusu kazanacak.

    Bütün çocuklar çiziyor. Ama bazı çocuklara söz verdiği gibi boya kutusu vermiyor. Yani, kuralı ihlal ediyor.

    Daha sonra tüm çocuklara lokum deneyini yapıyor. Sizce kuralın uygulandığı grup mu, yoksa uygulanmadığı grup mu daha çok beklemiştir?

    KURALSIZLIK VE GÜVEN

    Tahmin edildiği gibi, kuralın uygulandığı grup ortalama 12 dakika beklerken, diğer grup sadece 3 dakika bekliyor.

    Neden?

    Çünkü bir defa kural uygulanmadığı zaman çocuk kendine diyor ki “Ya bu sefer de uygulanmazsa, ben boşuna beklemiş olurum. Ben en iyisi risk almayayım. Elimdeki lokumu yiyeyim.”

    Kuralsız ortamlar güveni zedeliyor. Tahmin edilemeyen bir ortam yaratıyor. Çocuk, ne, ne zaman olacak kestiremiyor.

    Peki, tahmin edilemeyen ortamlar neden otokontrolü zayıflatıyor?

    KURALSIZLIK VE OTOKONTROL

    Aslında otokontrol bir kas gibi. Kullanıldıkça gelişiyor. Güvensiz ve tahmin edilemeyen ortamlarda çocuk geleceği düşünemiyor. Çünkü söz verilen şey gelmeyebilir. Bu durumda çocuk da gelecekle değil, o anla ilgileniyor.

    Sürekli o anla ilgilenen çocuk otokontrol becerisini kullanmıyor ve dolayısıyla geliştiremiyor. Dürtüsel davranıyor.

    SAVAŞ ORTAMI

    Hiç unutamıyorum. Kosava Savaşı’ndan kurtulan bir kadın ile sohbet etmiştim. Erzaklarla beraber, bir evin bodrumunda günlerce yaşamışlar.

    Sürekli yemek yediklerini söyledi. Erzakları neden ihtiyatlı kullanmadıklarını sordum.

    Şöyle bir yanıt vermişti: Karşında bir portakal duruyor. Her an ölüm korkusu olduğu için onu bir daha yiyemeyeceğini düşünüp, yiyorsun.

    Belirsiz ortamlarda gelecek planlaması yapılamıyor.

    KURALLAR VE BAŞARI

    Kısacası, kuralsız ortamlar, belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor. Bu durumda çocuk da geleceğe güvenemiyor. Sadece o anla ilgileniyor. O anla ilgilenen çocukta da otokontrol gelişmiyor.

    Otokontrol olmayınca da başarı da gelmiyor.

    Onun için ev ortamında, prensipler ve prensiplere bağlı kurallar belli olmalı. Çocuk ailesine ve kurallara güvenmeli.

    Bu belirginlik ve güven içinde büyüyen çocuk, hem başarılı oluyor hem de huzurlu.

    www.twitter.com/ozgurbolat

     

  • BAŞARI NE ZAMAN SORUNLUDUR?

    pic2

    İki tane sporcu. İkisi de olimpiyat şampiyonu.
    Ama bir tanesi şampiyon olduktan sonra depresyona giriyor, diğeri girmiyor.
    Bir tanesinin hayatı anlamsızlaşıyor, diğerinin motivasyonu daha da artıyor.
    Neden acaba? Depresyona giren bir sporcu ile girmeyen bir sporcu başarıya nasıl bir anlam yüklüyor?

    SAĞLIKSIZ BAŞARI

    Bazı insanların başarı anlayışları oldukça sağlıksız.

    Bu kişiler “başarmak” ve “kazanmak” kavramlarını eşdeğer tutuyor. Birinci olup kazanınca, başarılı hissediyor.

    Bu durumda başarmak, diğer insanları geçmek anlamına geliyor.

    Peki, neden?

    Çünkü bu insanlar değerlerini başarılarına göre belirliyor. Yani, başarılı olurlarsa değerli, başarısız olurlarsa değersiz hissediyor.

    Değerli hissetmek için de her şartta başarmak ve kazanmak bir “amaç” oluyor.

    DİĞER İNSANLARA BAĞLI DEĞER

    Bu tür insanları büyük bir tehlike bekliyor. Bu kişiler değerlerini her zaman diğer insanlara göre belirliyor.

    Değer duygusunun kaynağı tamamen “başkaları.” İçten gelmiyor.

    Bu tür bir sporcu şampiyon olduktan, yani diğer insanları geçip kazandıktan sonra, hedefi kalmıyor.

    Hayatı birden anlamsız hale geliyor. Depresyona giriyor.

    SAĞLIKLI BAŞARI

    Ama bazı insanların başarı anlayışı oldukça sağlıklı.

    Bu insanlar için “başarmak” ve “kazanmak” farklı kavramlar.

    Onlar için “başarmak”, başkalarını geçmek değil, yapabileceğinin en iyisini yapmak.

    Bu tür insanlar bazen maçı kaybetse de başarılı hissedebiliyor. Çünkü o maçta kendisini geliştirmiş hissediyor.

    Öbür taraftan maçı kazansa da başarısız hissedebiliyor. Çünkü performansından memnun olmuyor.

    Bu kişiler için başarı ve kazanmak “amaç” değil, sadece “sonuç” oluyor.

    KİŞİYE BAĞLI DEĞER

    Görüldüğü gibi bu kişiler değer duygusunu başkalarından değil, kendilerinden alıyor.

    Yarışları kendileriyle. Sonuç olarak değer duygusunun kaynağı tamamen “kendileri”.

    İşte bu tür sporcula olimpiyat şampiyonu olsa da hedefsiz kalmıyor.

    Çünkü onları amacı bir başkasını değil, her zaman kendilerini geçmek.

    Yeni hedefleri, kendilerini daha da geliştirmek oluyor.

    TÜRKİYE’DE DURUM NE?

    Peki, biz daha çok nasıl bireyler ve sporcular yetiştiriyoruz?

    Türkiye’nin önder spor yorumcularından Banu Yelkovan, “Spor, küçük yaşlarda oyun için, ileriki yaşlarda antreman için, üst yaşlarda kazanmak için yapılır.” diyor.

    Ama biz Türkiye’de küçük yaşlarda çocuklara kazanmak için spor yaptırıyoruz. Okulda da durum farklı değil. Sınavda çocuk 70 alınca, anne, “100 alan var mı?” diye soruyor.

    Başarmayı, kazanmak olarak öğretiyoruz.

    Durum böyle olunca, başarısızlıktan ve gelişimden korkan, sağlıksız başarı anlayışına sahip bireyler yetiştiriyoruz.

    EĞİTİM ANLAYIŞI DEĞİŞMELİ

    Kısacası, başarmak asla kazanmak değildir. Başarmak diğer insanlara da bağlı değildir.

    Başarmak kişinin kendi seviyesinin bir üstüne çıkmasıdır. Durum böyle olunca kişinin değerli hissetmesi de kendisine bağlıdır.

    Onun için çocuklar asla başkasıyla değil, kendisiyle karşılaştırılmalıdır.

    Bu durumda çocuk her seferinde bir hedefe ulaşacak ve kazanmış hissedecektir. Bu kazanma, bir amaç değil, sonuç olacaktır.

    Böyle bir çocuk da asla yaşam enerjisini kaybetmez.

    www.twitter.com/ozgurbolat